Darağaçları, zındanlar, hücreler, ancak bir imanın gölgesinde çoğalır. Ruhu hepten sarmış olan o inanma ihtiyacının gölgesinde. Bir doğruyu, kendi doğrusunu elinde bulunduran kişinin yanında şeytan bile epey soluk kalır.
Dinden uzaklaştığında bile insan dine tâbi kalır; bütün çabasıyla tanrı benzerleri yaratır, sonra da benimser bunları ateşlilikle: İçindeki kurgu ihtiyacı, mitoloji ihtiyacı, apaçık gerçeğin ve gülünçlüğün üstesinden gelir. Bütün cinayetlerinin sorumluluğu tapma gücündedir: Bir tanrıyı yakışıksızca seven kişi, başkalarını da onu sevmeye zorlar, buna razı olmazlarsa onları yok etmeve de hazırdır. Hiçbir hoşgörüsüzlük, ideolojik taviz vermezlik veya din yayıcılığı yoktur ki. sevkin hayvanî temelini açığa vurmasın.
Aslında her fikir yansızdır, ya da öyle olmalıdır; ama insan onu canlandırır, alevlerini ve cinnetlerini yansıtır ona; saflığını yitirmiş, inanca dönüştürülmüş fikir, zaman içindeki yerini alır.
"Kasaba, koloni halinde yaşayan bir hayvan gibidir. Kasabanın bir sinir sistemi, bir başı, omuzları ve ayakları vardır." Bütündür -ağızda yavan bir tat bırakan ezilmiş insanlar topluluğu- Kasabada herkes belli bir biçimde davranır, kalıpları kırmaz, öteki bireylerden farklılık göstermez, büyük bir hastalığa tutulmaz ve alışagelmişin dışında deneylere kalkışmaz. Düzeni bozmaz ! Bilinen ve güvenilenin dışına çıkmaya çalışmak büyük günahlardandır diye bastıra bastıra anlatıyor din adamları. "Siz birer askersiniz". Tanrının askerleri. Eğer ki öğretmen iseniz bayım, kesinlikle başka bir atılım yapmamalı, öğretmen olarak kalmalı ve görevinizin başında, görev yerinizi korumalısınız. Korumadığınız takdirde düzen bozulacak ve tanrılar tarafından elbette ki cezalandırılacaksınız !
John Steinbeck' in okuduğum ilk kitabının benim için ifade ettigi anlam istemsiz bir başkaldırıydı. Fakir hayatının içinde büyük bir şansa rastgelen baş karakterimiz, fakat şansı kabullenmek istese dahi bünyesine işlenmiş o kaçınılmaz kalıplar hengamesi. Tanrılar tarafından gönderilmiş bir lütuf mu, ceza mı ikilemi. En üzüldüğüm şey ise fakirliğin getirdiği mecburiyet. İçimdeki küllenmiş ateşe bir kibrit atılmış hissiyatıyla okuduğum bu kitap basit anlaşılır bir dille benden hakkı sayılır bir puan almayı hak etti. Hemen arkasından soluklanmadan yazarın bir diğer kitabi olan "fareler ve insanlar" isimli eserini de okudum. Umut, hayaller, sınıf farkı, yaralanmalar, acı..
Atlamadan söylemek istiyorum ki bu eserlerde en sevdiğim özelliklerden biri de anlatım tarzıyla olsun konusuyla beni yerimden kaldırıp adeta ışınlanmışcasına bahsedilen mekana ve zamana götürmesiydi. Dilencilerin kıkır kıkır gülüşleri kulağımda gezindi, komşular heyecanla kapılarının önüne çıkıp dedikodu arayan fısıldaşmalara