“Hepimiz bazen birileriyle o kadar yakınlaşırız ki dostluğumuzu ya da kardeşlerimizi hiçbir şey engellemiyormuş gibi görünür; bizi ayıran küçücük bir köprü vardır, hepsi o kadar. Ama tam sen bu köprüye adım atacakken sana şu soruyu sorsam: Bu köprüyü geçip bana gelir misin? İşte o anda artık bunu istemeyiverirsin; sorumu tekrarlasam öyle suskun kalırsın. O andan itibaren aramıza dağlar ve azgın nehirler girer; bizi ayıran ve bizi yabancılaştıran duvarlar örülüverir önümde ve bir araya gelmek istesek de artık yapamayız. Ama o küçücük köprüyü düşündüğünde, sözcüklere sığamayacak kadar büyüyüverir gözünde; yutkunur ve şaşar kalırsın.”
“Sevdiklerimizi öldürüyoruz, çünkü onlarda bizi öldürüyorlar; fakat darbelerimizi insanca vurarak, açtığımız yaraları
namütenahi şefkatimizle iyi etmeye çalışarak ve tekrar yaralayarak, sevdiklerimizi hazla keserek güzel tezadını tattırarak öldürüyor ve ölüyoruz. Yaşamak, yaralanmak ve yaralamaktır; fakat insanca…”
“İnsanlarda tahammül duygusu ve ilişkilerde derinleşme olmadığı için aşk da sadece tutkudan ibaret hale geliyor. Halbuki tahammül duygusuyla, fedâkarlıkla aşk yücelir ve kanatlanır”