Dikkat! Eğer kitabı okumadıysanız incelemeyi okumayınız çünkü bu inceleme özet şeklindedir.
1923'ün son demleri.
Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş büyük umutlarla Cumhuriyet'in kuruluşuna yardım eden Kürtler; çaresizliğe gömülmüş, çıkış yolu arıyorlar. Çünkü yeni bir antlaşma imzalanmış, antlaşmada adları bile anılmıyor. İşte böylesi bir dönemde Jîn dergisi genel sekreteri Memduh Selim Bey bundan sonra neler yapabileceği konusunda birtakım temaslarda bulunuyor. Fakat bir netice alamıyor. Artan siyasi baskılardan ötürü İstanbul'u terk etmek zorunda kalıyor. Antakya'ya geçiyor.
Antakya; Fransa egemenliğinde bir kent. Antakya'ya bir şartla kabul ediliyor. Siyaset yapmayacak. Siyasete bulaşmayacak. Çaresiz kabul ediyor. Yıllardır Kürt davasına kendini adayan Memduh Bey elini eteğini elbetteki siyasetten çekemiyor. Gizlice buluştuğu İstanbul'dan tanıdığı dostlarıyla Xoybun dergisini kuruyorlar.
Bir gün Çerkez bir dostunun evine konuk olup kızı Feriha'yı görür ve ona aşık olur.
Memduh Selim Bey artık aşkı ve davası arasında mekik dokuyor. Evlenmek istiyor fakat davasından fırsat bulamıyor.
1928 yılı. Nihayet Memduh Bey Feriha'sına, Ceylan'ına kavuşacak. Birkaç gün sonra evlenecekler. Yani öyle umuyorlar.
Düğün arifesinde Memduh Bey'e Ağrı'da gelişen bir isyana geçici bir süreliğine katılması istenen mektup ulaşır. Arkadaşları kararı tamamen kendi inisiyatifine bırakır. Bir yandan biricik Ceylanı, Feriha'sı, öbür yandan ateşin içindeki dostu İhan Nuri Paşa ve davası. Memduh Selim Bey tercihini ömrünü adadığı davasından yana kullanıyor. Ceylan'a 2 ay sonra döneceğini söyleyerek yıllardır hasret kaldığı topraklarına dönüyor.
Ve Nihayet Ağrı, Agirî, Ararat... İnsanlığın yeniden doğduğu yer. Memduh Selim Bey, İhsan Nuri Paşa'nın yanı başında. Artık