"Binbir türlü kokuyorsa yaylalar
siyah gözlerine beni de götür
baharın koynundan koparıp sana
ipek bir mendile sardığım yüreğimle
şehzade gülleri gönderiyorum
umutlar kalıyor; ben gidiyorum." Nurullah Genç
Eteklerinde nehir suyundan damlalarla balıklara yazılmış şiirde bazen kafiyeli bazen kafiyesiz ilerliyorlardı. Hava üzerlerinde, toprak altlarında, su ise yanlarındaydı. Eksik olan ateşti. Onu da göğsünün içinde tutuşturdu Rahibe.
Eğer beşerin yaratılışında ibret denen sırlı kudrete zerrece yer olsaydı tarih, insanlığın sayıya, tartıya gelmez yüz karaları ile berâber, kanlı boğuşmalarını, nesli tükenmiş bir ejder gibi sahifelerde, satırlarda gösterir ve beşeriyet, bir vakitler düşmüş olduğu hataları, levhâlar, kitaplar, kasideler, mersiyelerle yâdeder bir daha da tekrarlamazdı. Fakat dünyada biri ötekinin hâlinden örnek almak, ibret tutmak, işte bu olamıyordu vesselâm.