Kalbinin en mahrem köşelerinde sakladığın sızıya değmeden ellerim
Alıp gözlerini gönlümün içine
Derininde ipek bohçalarla sakladığın burukluğa kavuşmadan kollarım
Gözlerine yasak eylediğin fotoğrafların acısını dökmeden avuçlarıma
Gitmek hangi kitebenin adil yazıtı olabilir
Söyle bana Mia
Aşinadır ruhum ezelden hüznün sızısında filizlenen çiçeklere
Aşinadır da yitişin kuruttu toprağı
Sızının çiçekleri de hicap eder filizlerini göğe yükseltmeye
Hüzne talip olmalı mı Adem oğlu bilmem
Bilirim ki hüznün de makbulü şahitliğini ister
Kabul et
Yitmek beteri kısmet etmek
Kurutmak yeşerme telaşına kapılmış toprağı
Kışı, baharın orta yerine serpmek
Kabul buyur
Ellerin bu toprakta bereketli
Ellerim Varlığınla nasipli
Daha değmeden kurudu İrem
Gülüşünden akan cemre toprağıma
Bir yağmur sonrası
Bir öğle vakti
Ezan ertesi
Yitişinin enkazına bıraktım gönül paremi
Sabır Mine taşından gerdanlık
Asıldı da boynuma
Şükrü iplik iplik yağdırdı göğüme
Bu enkaza boyun eğmem
Sabrın adı Mine olmaz ise
Bu deprem sonrası şehirde nasıl yaşanır bilmem
Uzaklığın, gelinir değil malumum
Yoklunğunla muzdarip gönlüm
Yaşamak, iştiraki gönülsüz
Solmuş, baharıma düşen süsen çiçekleri
Göğüme ilişen karanlığı dağıt
Gel ölü kadar yalnız
Yaşamak kadar karanlıktır dergahım