İlk kez bir incelememde gerçekten onaylanma kaygım olmadan yazmaya karar verdim. Çünkü sizinle kendi cümlelerimi paylaşmadan ölürsem ve eğer öldükten sonra bana hayatıma göz atmam için bir şans verilirse ben bu kadar basit bir şeyi bile yapamadığım için üzüleceğim. O yüzden hala zaman varken…
Hayatın anlamını sorgularken, bir şekilde bir yerlerde var olma mücadelesi verirken, insanların görünmeye çalıştıkları kişiliklerin ötesini görüp inadına hayattan keyif almaya çalışırken Veronikayla tanıştım. Ve bu kendime gelmemi sağladı.
Veronika Ölmek İstiyor… Kitabın konusundan bahsetmek istemiyorum çünkü konusu arka kapağında yazıyor. O yüzden ben bu kitabın ne hissettirdiğine ve ne kattığına değinmek istiyorum.
Bence hayata dair yazılmış olan (en azından benim okuduklarım arasında) en iyi kitaptı. Hayat hakkında yoğun bir farkındalık katıyor. Ama o farkındalığı öylece hayatınıza sokmayıp ruhunuza işliyor.
Kitapta ilk dikkat çeken hepimizin farkında olduğu ama kimi zaman saçma sapan gülük işlerimizle unuttuğumuz kimi zamanda unutmaya çalıştığımız “ölüm” kavramı. Evet, Ölüyoruz. Her geçen gün daha da yaklaşıyoruz. Mesela şu an bu yazıyı okumaya başladığınız zamana göre ölüme daha yakınsınız. Veronikayla beraber bunu daha da yakından hissediyoruz. Ama ölüme belki bu kadar kızmamalıyız çünkü o olmasaydı şu anın, yaşamın, insanların kısacası etrafımızdaki hiçbir şeyin değeri kalmazdı.
Birde herkesi etkilediğini düşündüğüm bir kavram “onaylanma kaygısı” .Buna da değinilmiş. Az önce ölüyoruz dedik ya e peki madem ölüyoruz o zaman neden hala kendi hayatımızı yaşamıyoruz? Neden başkaları tarafından onaylanmayı, kabul görmeyi istiyoruz? Ölümümü kabul etmiyor muyuz ? Yoksa cesaretimiz mi yok? Aslında siz de biliyorsunuz ki cevaplarında bir önemi yok. Çünkü Ölüyoruz… Yaşamak en
Ali 2014 yılında Eğitim Fakültesinden mezun olmuştur. 4 yıl boyunca KPSS’ye hazırlanan Ali, her yıl 3 sınava girmiş ve 180 tl sınav ücreti ödemiş, dört yılda toplam 720 lira harcamıştır. Ali aynı zamanda alanında yetkin ve bilgili olmak adına yaşadığı kentten farklı bir şehirde Yüksek Lisansa başlamış, bu süreçte de hazırlamış olduğu tezler, araştırmalar ve yol masrafları dâhil 3.000 lira kadar masraftan kaçınmamıştır. Sınava hazırlandığı dört yıllık süreçte dershane, uzaktan eğitim ve sınav çalışma setlerine toplamda 7.000 lira harcayan Ali, yarı zamanlı işlerde çalışarak, sınava çalışmak için kendine zaman bulma gayretindedir. Bayramlarda, ev gezmelerinde, akraba ziyaretlerin, ayaküstü sohbetlerde, düğünlerde, nişanlarda vb. ortamlarda sürekli ‘’hala atanamadın mı’’ sorusuna hunharca maruz bırakılan, atanmak uğruna hayatından, gençliğinden, sevdiklerinden, özlemlerinden bir fiil güzel olanı yaşayabileceği her türlü faaliyetten feragat eden Ali Öğretmenimizin ataması için aşağıdakilerdeki şıklardan hangisini olması en uygundur.
A.) Ali hoca çalışmaya devam etmeli umudunu kaybetmemelidir.
B.) Ali hoca öğretmenlik mesleğinden vazgeçmeli, sigortalı tam zamanlı bir iş bulmalıdır.
C.) Ali hoca köyü yerleşmeli, organik bir hayat yaşamalıdır.
D.) Ali hoca aslında hiç olmamalıdır.
E.) NİYE ÜCRETLİ YAPMADIN BE HOCAM! SUÇ SENDE!!!
İki bin yıl sonra insanoğlunun ahlakı, âdetleri, duyguları ve tüm yaşamı tamamen değişmişti. İki bin yıl önce çeşitli dinlerin ve inançların insana vaat ettiği şeyi bilim gerçekleştirmişti. Susuzluk, açlık, aşk ve insanın diğer gereksinimleri giderilmiş, yaşlılık, hastalık ve çirkinlik insan tarafından mahkûm edilmişti. Aile yaşamı terk edilmişti ve bütün insanlar arı kovanına benzer çok katlı büyük binalarda yaşıyordu. Fakat bir sorun kalmıştı; dermansız bir dert. Bu da, amaçsız ve anlamsız yaşamanın verdiği yorgunluk ve bıkkınlıktı.
İki bin yıl sonra insanoğlunun ahlakı, âdetleri, duyguları ve tüm yaşamı tamamen değişmişti. İki bin yıl önce çeşitli dinlerin ve inançların insana vaat ettiği şeyi bilim gerçekleştirmişti. Susuzluk, açlık, aşk ve insanın diğer gereksinimleri giderilmiş, yaşlılık, hastalık ve çirkinlik insan tarafından mahkûm edilmişti. Aile yaşamı terk edilmişti ve bütün insanlar arı kovanına benzer çok katlı büyük binalarda yaşıyordu. Fakat bir sorun kalmıştı; dermansız bir dert. Bu da, amaçsız ve anlamsız yaşamanın verdiği yorgunluk ve bıkkınlıktı.