Geçmişimde, çocukluğumda kayda değer bir şey yoktu; ne aşk ne de başka bir şey. Bu yüzden benim söylediğim her şey gele-
cekle ilgiliydi. Çünkü gelecek, istediğim renklerle boyamak üzere hâlâ benimdi. Özgürce karar vermek, istersem değiştirmek üzere hâlâ benim...
Önce karşımdakinin ayna olduğunu anlamadım. Kendimi, dizlerine kadar uzanan bir elbise, ayaklarını örten bir çift ayakkabı giymiş küçük bir kıza bakar bulunca korktum. Odaya bakındım,benden başka kimse yoktu. Bu kızın nereden çıktığım kestiremiyordum, ben olduğunu da kavrayamıyordum. Çünkü ben hep etekleri yerleri süpüren bir galabeya giyer, nereye gidersem gideyim yalın ayak dola-
şırdım. Ama yüzümü hemen tanıdım. Ömrümde hiç ayna görmemişken, bunun kendi yüzüm olduğundan nasıl bu kadar emin olabilmiştim? Oda boştu, gardrobun aynası da tam önümde duruyordu. İçindeki kız benden başkası olamazdı. Elbise ve ayakkabıları amcam okulda giymem için almıştı.
Annem onun yemeğini ocağın deliklerinden birinin dibinde gizlerdi. Babam tek başına tıkınırdı, biz de onu seyrederdik. Bir akşam elimi tabağa uzatacak oldum, elime sert bir şaplak indirdi.
Venus ve Serena çok çalıştılar,her şeylerini tenise verdiler.Genç kız olduklarında,o kadar güçlülerdi ki babaları onların dünyadaki en iyi tenisçiler olma yolunda olduklarını söyledi.