Ömer Yaşar

Ömer Yaşar
@Read_and_Think
Hey sen okur, neye bakıyorsun? Profil resmime bakarak bişey öğrenemezsin. Eğer benim hakkımda bir şeyler öğrenmek istiyorsan, iletilerimi, alıntılarımı ve incelemelerimi okuyabilirsin. Herkesin doğrusu kendi çıkarına göreydi.
Merhaba arkadaşlar. Bu iletiyi paylaştım çünkü bir süredir kimsenin alıntısına veya gönderisine beğeni atmadığım için vicdan azabı çekiyorum. Sebebi ise kullandığım Voiceover Özelliğinin 1000kitap’a gelen yeni güncellemelerle uyuşmamasıdır. Herkesin paylaştığını okuyorum yani daha doğrusu dinliyorum, lakin ne beğeni atabiliyorum ne yorum yazabiliyorum ne de kendi kendime alıntı ekleye biliyorum. Tüm yaptığım işlemleri benim için o özelliği kapatıp annem yapıyor; alıntı paylaşmak, dinlediğim kitapları eklemek ve İleti paylaşmak. Ben özellik sayesinde telefonun notlar kısmına yazıyorum, annem ise kopyalayıp burada paylaşıyor. Burada hevesle izlediğim, dinlediğim kitaplarla ilgili düşüncelerini paylaşan ve güzel alıntılar paylaşan arkadaşları takip ediyorum. Gerçekten beğeni atamamak beni yüzüyor, O yüzden bunu yazıp bildirmek istedim. Herkese iyi okumalar. Sevgilerle Pervin.
1000k
Ömer Yaşar
Sizi tebrik ve takdir ediyorum. Siz engelleri yok etmişsiniz. Güzel gönlünüze güzel yüreğinize sağlık. Annenize de saygılarımı sunuyorum. Eli öpülesi kadın.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·268 syf.··
2018 104. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Kasım 2018 19:53
Kahramanımız, Henry Chinaski! Ekmek Arası, Charles Bukowski’nin otobiyografik romanı. Okuduğum kadarıyla, Henry, Bukowski’nin babasının ismi. Babasından sayısız dayak yiyen bir çocuğun babasına atabileceği en büyük tokat olmalı bu seçim. China ise çok sevdiği ülke Çin, “ski” soyadından bir parça. Bundan sonraki bilgiler kitabın akıbeti hakkında tat kaçırıcı bilgiler içerebilir! Evet, Henry yalnız bir çocuk. İşsiz bir babası, düşük maaşla çalışan bir annesi var. Yalnızlık, Henry için bir tercih mi, yoksa mağrurluktan mı bu insanlardan kaçışı, bilemiyorum. Yer yer iki ihtimali de hissettim Henry’nin yalnızlığında. “Dostluğun Değeri” üzerine yazılan bir denemeye, karşı deneme olarak, “Dostsuzluğun Değeri” yazan bir hergele. Alkışlanmıyor, D alıyor okulda. Ama olsun, benden sana A Henry, orijinal fikrin ve samimiyetsizliklerin içindeki çirkin samimiyetin için. Babasıyla arası pek iyi sayılmaz Henry’nin. İşsiz olduğu anlaşılmasın diye evden her sabah aynı saatte çıkan, bir tuhaf adam. Öylesine iğreniyor ki babasından, sofrada yemek yerken yaptığı ağız hareketlerine kadar usta bir şekilde tasvir edebiliyor. Şu sözleri yeterli olacaktır bu sevgi dolu ilişkinin betimlenmesine: “Güneşin bile babama ait olduğunu, onun evinin üstüne parladığı için benim güneşe hakkım olmadığını hissediyordum. Güllerinden farksızdım, ona ait olan bir şeydim.” Henry’e dair birkaç “ilk”i paylaşmak istiyorum sizlerle şimdi... Kadınlara düşkünlüğüyle bilinen Bukowski’yi hepimiz tanıyoruz. Bir de kötü çocuk Henry’den söz edelim. Seksin ne olduğunu ilk kez duyduğunda inanamıyor, yetişkinler tüm bunları yaptıkları halde nasıl insan içine çıkabiliyorlar! Annesi ve babasını bu işi yaparken düşünmek midesini bulandırıyor. Ama şey, okuldaki kızlardan biriyle yaptığını düşününce… Tamam, o kadar da
Ekmek ArasıCharles Bukowski · Metis Yayınları · 20228,3bin okunma
Ömer Yaşar
Henry'nin babası sürekli işsiz değildi. Bir dönem işsizdi. Babası işsiz olmayı hiç içine sindiremiyor. Ve bir süre sonra tekrar işe başlıyor. Oğlu da işsiz olmasını istemiyor. Maddiyatci bir bakış açısına sahip. Sert ve sevgisiz bir baba.
Asıl savaş düşüncelerimizde yaşadığımız çatışmalarla başlar..
8/10
·50 syf.··
2022 7. kitabı
Ana karakter Ferdinand'ın konfor alanı ve bulunduğu dönemin dış dünya siyaseti arasındaki çatışmasını konu alan eser. Eserde psikolojik tahlil yapacağımız iç konuşmalar iç düşünceler ve bunun dışa dürtüsellikle karakterize duygusal patlamalarıyla ön plana çıkan konuşmalar var. Zweig vatana olan bağlılığı ve savaş karşıtı kimliğini sentezleyerek kendi dünyasındaki seçim anını somutlaştırmış. Eserin sonunda Ferdinand'ın kalmak ya da gitmek arasında seçim yapamayıp intihar edeceği düşüncesi oluşsa da duygusal olarak aile ve özgürlük kavramının ağır basması etkileyici. Çünkü hepimiz sistemin köleleştirdiği robotlarız ve bir gün kendi savaşımızda öleceğiz.
İnsan ve Duygular
MecburiyetStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202175,1bin okunma
Ömer Yaşar
Kitabı okurken, içten içe intihar edeceği düşüncesi hakim olmaya başlamıştı. Ama sonunda intihar etmediğini görünce sanki arkadaşım çektiği çileden kurtulmuş gibi sevindim. İncemeniz de samimi ve açıklayıcı olmuş. Tebrik ederim👏👏👏
Beğeni Üzerine Düşüncelerim (Sonuna Kadar Okuyun Lütfen:)
Artık dünya çok değişti. Her şey çok hızlı yaşanmaya başladı. İnsanlar sürekli koşuşturma peşinde. Roman ve şiir kitapları ile çeşitli dergilerde yazdığı yazılarla ünlenen ama ben aynı zamanda modern zaman filozofu olarak gördüğüm Sabahattin Ali’nin de dediği gibi “Yarın öldüğümüz zaman birisi bize sorsa: "Dünyada neler gördünüz?" diye, herhalde verecek cevap bulamayız. Koşmaktan görmeye vakit olmuyor ki...” Gerçekten de öyle değil mi? Hangimiz sakin duruyor ve sakin kararlar alabiliyoruz? Hangimiz bir işimizi yaparken acele etmeden davranabiliyoruz? Zamanın ruhu belki de bunu gerektiriyor. Hızlı düşün, hızlı karar ver, hızlı çalış, hızlı ye, hızlıca uyu, hızlıca ihtiyaçlarını gider ve hızlıca öl! Ama hayat böyle yaşanmaz. Hayatta güzellikler görmek istiyorsak, durup, soluklanıp, etrafımızı iyice süzüp, sakin kaldığımız takdirde güzellikleri görebiliriz. Ayrıca bazı gerçeklikler düşünüp hareket ettiğimiz takdirde kendi sırrını açıklıyor. Leonardo da Vinci’nin Mona Lisa tablosu gibidir hayat. Bakıp geçersen sadece bir kadın siması görürsün ama durup incelersen, hem sevinen, aynı zamanda üzgün olan, hem karamsar olan, hem umut dolu bakışlar fırlatan, görüş açına ve bakış zaviyene göre değişen gizemli bir kadın tablosunu görürsün. Geçenlerde bir okur inceleme yazmış. Üç-beş cümleden mürekkep bir incelemeydi. Demişti ki okur, “Yine Dostoyevski’nin harika eserlerinden birisi” Kitabın yazarı Turgenyev olmasına rağmen beş okur falan beğenip geçmişti. Ben de yorum yazdım. Dedim ki bu eser Turgenyev’in ama Dostoyevski’nin değil ki. Ertesi gün benim bu yorumumu birisi beğenmişti ama okur zaten hatasını düzeltmişti. Yani benim yorumum hatalı gözükmesine rağmen beğenmişti. Şimdiki zamanlarda hayat sosyal medya da yaşanır oldu. Herkes iletileri beğenilsin istiyor. Kimisi
Felsefe
Pol Gara Yeşim Firûzan isimli okura yanıt verildi
Ömer Yaşar
Teşekkür ederim 🌼
“Düşünüyordum da, şu hayat dediğimiz şeyin ne hoş ödülleri vardı; şuna buna hınç duymak, kin beslemek ne kadar yersizdi ve dostluklar kurabilmek ve kafa dengi kişilerle birlikte olabilmek ne kadar gıpta edilecek bir durumdu." Virginia Wolf
Ömer Yaşar
Beni anlayacak iki tane arkadaşım olsun, bana yeter.