Bir roman karakteriyle tanışma imkanım olsaydı, bu kesinlikle Martin olurdu. Onu benim için özel kılan şey; gerçekçiliği, dürüstlüğü, ruhen, bedenen güçlü duruşu ve kendine olan inancı. Böylesine özgün, çevresinden ayrışabilen, sorgulayan insanlar bana her zaman ilham vermiştir. Martin de onlardan birisi.
Böyle bir kişiliğe sahip olmanın hayatta bedelleri oluyor maalesef. Kendini yalnız hissediyorsun; çevren tarafından sevilsen bile anlaşılamayabiliyorsun. Yüzeysel ilişkiler seni tatmin etmiyor. Kitapta bu buhran çok iyi yansıtılmış. Martin, çevresi tarafından sevilse de birkaç kişi dışında onu kimse tam anlamıyla anlayamadı.
Aşkın ve duyguların geçiciliğine de romanda şahit oluyoruz. Ancak bu duygular insanı dönüştürüyor. Ruth’un yüzeyselliği ve toplumsal kalıplara bağlı bakış açısı bizi sinirlendirdi.Peki Martin bu aşkı yaşamamış olsaydı, içindeki o büyük şair ortaya çıkacak mıydı? Bu aşkın onda oluşturduğu azim ve kararlılık olmasaydı o potansiyel ortaya çıkar mıydı?Aşk kişiden bağımsız, çok güçlü bir duygu. İnsan bu duyguyla sınırlarını aşabiliyor. Ve bu dönüşüm kitapta çok çarpıcı biçimde anlatılmış.
Sonuç olarak, Martin Eden yalnızca bir aşk hikâyesi değil sınıf, kimlik, entelektüel mücadele, ve varoluş sancıları üzerine derinlikli bir roman. Martin'in yaşamı, özellikle sorgulayan ve kendini dönüştürmek isteyen herkes için büyük bir ilham kaynağı.