Öncelikle, kitap boyunca Raif karakterinin pasif olması göz ardı edilemeyecek bir konudur. Bunu, annesinin eksikliği ve babasının kendisine olan sert tutumu ile ilişkilendirebiliriz. Eğer Raif'in bu tutumu olmasaydı, sanırım eser günümüze bu kadar ilgi gören bir eser olarak gelmeyecekti. Maria Puder ise hayatı boyunca annesine destek olmak için çalışmak zorunda kalmıştır. Bu da onun sert bir karakteristik kimliğe bürünmesine zemin hazırlamıştır. Raif Efendi'nin, bir halk tabiriyle "bir baltaya sap olamayacağını" düşünen babası, son çare olarak onu Almanya'ya göndermeyi bulmuştur. Bu durum, iki kahramanımızı bir araya getirmiştir.
Raif, içine kapanık ve pasif bir yapıya sahiptir. Yaşamı boyunca bulunduğu çevreden adeta bir kafesten kurtulmuştur ve sosyal aktivite edinme arayışındadır. Bir resim sergisinde bir tabloya tutulmuştur. Sürekli olarak aynı resmi izlemesi dikkat çekmiştir. Tabloda bulunan "Kürk Mantolu Madonna" yani Maria Puder, bunu fark edip karşısına çıkar. Bir nevi, birbirlerinde eksik olan parçaları bulmuşlardır. Raif, Maria'da var olmanın verdiği güven duygusunu bulmuştur. Ancak memlekete dönünce yine aynı pasif yapısına dönmüştür ve neredeyse her sahnede olduğu gibi cesaretten yoksun bir şekilde yaşamını sürdürmüştür.
Kitabın sonlarına doğru, kendi öz evladına "Senin baban benim" deme cesaretini bile gösterememiştir.
Not : iki karakter arasında kimlik değişimi olduğunu düşünüyorum
Kadın - Raif
Erkek - maria