Her ne kadar kendisini Haydarpaşa garında tanısam da uzun zamandır görmediğim bir dostumu, ağabeyimi özlemişim de beraber hasret gidermişiz gibi. Ali Lidar diyorum münzevi ruhlarımızı bir bir tazeliyor.
Jack London'u ne zaman okumak istesem beni uzaklara, çok uzaklara götürür. İçimde ki gitme dürtüsünü ortaya çıkarır. Okyanuslara beraber yelken açarız, toplumdan yani insanlardan herşeyden uzaklaşabilmek için. Martin Eden karakteride bizi büyüleyip daha sonrasında özgürlüğe kavuşturdu. Kitap hem çok motive edici öte yandan bu hayatın insanların aslında ne kadar boş ve acımasız olduğunu gösteriyor. Toplumda ki statü, sınıf ve yaşam farkını gözler önüne seriyor. Şan şöhretin aslında birşey ifade etmediği, ancak toplum tarafından çok önemsendiğini vurguluyor. Bakış açılarını mükemmel bir şekilde değiştirecek aynı zamanda felsefi çatışmaların muazzam şekilde yapıldığı bir eser. Nietzsche'den Kant'a ve Marx'a birçok filozofun yer aldığı bir serüven diyebilirim. Öte yandan aşkın da yoğun olduğu ancak bu sevginin bireyin ve toplumun düşüncelerine göre şekillendiği bir hikaye. İyi ki Martin Eden'i tanıdım ve bizlere sevginin, toplumun, hayatın ve insanların o kirli düşüncelerini gösterdi. Her ne kadar hazin bir sonla bitse de aslında beklenen bir sondu bana göre. Martin Eden'e göre de böyle olması gerekirdi.. Martin EdenJack London
Hakan Günday'ın uzun süredir okumak istediğim kitabı. Benim için uzun soluklu bir yolculuktu. Kinyas ve Kayra ile dünyanın neredeyse her yerini dolaştım diyebilirim. Onlar ile beraber acımızı güzel bir şekilde çektik. Beraber kaybolduk girdaplar da, cinayetler işledik etrafımızda ki bizi bu hayattan bıktıran neredeyse herkesi öldürdük, ancak bir türlü şu zihnimizi öldüremedik.. En sonunda yollar ayrıldı herkes kendi yoluna hayatına bakmak istedi. Biri bu yolda zihinsel ölümünü gerçekleştirip kendini kaybetti diğeri ise, bu hayata, ilk ve son kez geldiği bu hayata tutundu ve yaşamaya değer olduğunu anladı. En azından anlamak istedi..
Aslında bütün mesele Kin Ve Yas olabilmekte peki ya Kayra olamadıktan sonra?
Poe uzun zamandır öykülerini merak ettiğim ve okumak istediğim bir yazardı. Kuyu ve Sarkaç eserinde beklediğim gibi farklı öyküler vardı. Poe zaten polisiye ve gerilim tadında öyküler daha çok yer vermiş. İçlerinde çalınan mektup, morgue sokağı cinayetleri, kara kedi, altın böcek öykülerini çok beğendim. Son derece zeka, matematik, fizik, polisiye, gerilim var.
Oğuzcuğum Atay'ın öykücülüğü muazzam. Özellikle kitabın sonunda ki demiryolu hikayecilerini çok beğendim. Tabi kitaba ismini veren korkuyu beklerken öyküsü de güzeldi. Dili üslubu öykülerinde gayet iyi kullanıp okura aktarılmış. Korkuyu BeklerkenOğuz Atay