Oblomov’un sevgisi de diğer insanların sevgisine benzemiyor. Hayatında biri yokken, daha Olga'yla tanışmadan, ailesinin rutin yaşamın devamı olacağı bir gelecek düşlüyor. Birini sevecek, evlenecek, bir kaç çocukları olacak, beş çaylarına konu komşu gelecek, hüzün, mutsuzluk evlerinden içre adım atmayacak, herhangi bir şey için kaygı, telaş tasimayacak. Ve belki de en önemli şeyi de "çalışmaya ihtiyacının olmadığını" gelirinin kendisine ve çocuklarına dolaysıyla ailesine yettiğini, fazlasını istemediğini düşünmesi bu yönüyle insan veya kurgu karakter olarak herkesten apayrıdır. İlk çağlardan günümüze insanlar "hep daha fazlasını" istemiş bunun için de çoğu zan çirkinleşmişler. Ama Oblomov her şeye sahip olabilecekken elinin tersiyle bunları itmiştir. Olga'yı sever o da ona aşıktır ve Oblomov ile evlenmek ister. Ama Oblomov Olga'nın kendi yaşam koşullarından daha iyilerine layık olduğunu kendisiyle mutsuz olursa buna dayanamayacağını düşündüğünden ondan ayrılmış, bu ayrılık Oblomov’un felaketi Olga'nın da saadeti olmuş, diyebiliriz. Oblomov’u salt bir tembel hareketsiz, olarak algılamak ve düşüncelerinin ardından gitmeyen bir kişilik olarak tasarlamak Olga ile olan münasebetinde ne kadar da yanlışlığa işaret ettiğini görürüz. Sanırım, Oblomov da diğer insanlar gibi canı istemediği şeyi yapmayan canı istediğini yapan enteresan bir kişilik olarak düşünmek daha mantıklı.