Son, bir kader midir? Yoksa ağır ağır örülen bir sebepler zinciri mi? Sonumuzu biz mi hazırlarız? Yoksa bu zincirin halkalarıyle birbirne bağlanan şartlar mı?
Bu soruları cevaplandırmak, hem kolay, hem güçtür...
Varoluş —bu müphem, esrarengiz, azap verici, rüya gibi gelip geçici varoluş— meselesinin bizim için ne kadar büyük ve yakın bir mesele olduğu düşünülecek olursa, bir kimse onun diğer bütün meseleleri ve amaçları gölgelediğini derhal fark eder.
Topu elinden aktardı. "Tony bir daha gelmeyecek. Bırakmıyorlar. Yenildi."
"Kim bırakmıyor?"
"Oteldeki insanlar." Danny annesinin yüzüne baktı. Wendy oğlunun gözlerindeki ifadenin hiç de ilgisiz olmadığını fark etti. Korku doluydu gözleri. "Ve ... ve oteldeki şeyler. Çok çeşit şeyler var burada. Otel onlarla dolu."
"Sen onları görüyor ... "
"Görmek istemiyorum." Danny yine elindeki topa baktı. "Ama geceleri zaman zaman seslerini duyuyorum. Rüzgar gibi, hep birlikte içlerini çekiyorlar. Tavan arasında. Bodrumda. Odalarda. Her yerde. Benim suçum sanmıştım. Böyle olduğum için.
Ben anahtarım. Küçük gümüş anahtar."
Canım sıkıldığı için Dill'e bir mektup yazmaya koyuldum. Bayan Caroline beni yakaldı ve babama bana bir şey öğretmemesini söylememi istedi. "Hem birinci sınıfta el yazısı öğrenmeyiz, matbaa harfiyle yazarız. Üçüncü sınıfa geçene dek el yazısı öğrenmeyeceksiniz."
Şimdi geriye bakmak bana acı da vermiyor, zevk de vermiyor. Yalnızca bakmak işte. Sefere çıkmış gibi değil, yolculuğa çıkmış gibi bile değil,rastgele bir yürüyüş gibi. Akşamüstü, birazcık yorgun olduğun saatte kırlarda yürüyüşe çıkmışsın gibi.