"Almanca konuşan halklar, patates yerine devrimin mükemmel tohumlarını taşıyan fasulye tüketselerdi, başarı kendiliğinden gelecekti" (Doğan 2012). Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun Almanca konuşulan topraklarında, Pan-Germanizm ulusal birliğinin kurulabilmesi için 1848 yılında bir halk hareketi başlatılmıştı. Hareket başarısız olmuş, istenilen sonuçlara ulaşılamamıştı. Feuerbach bu başarısızlığın, halkın patatese olan düşkünlüğünden kaynaklandığını düşünmüş ve yukarıdaki cümleyi sarfetmişti. Benzer biçimde, öteden beri insanın yediği şeye benzediğine atıfla "ne yersen osun" vecizesi pek çok yerde karşımıza çıkar. Yenilen yemeğin insanları ve toplumları inşa ettiği düşüncesinden hareketle söylenen bu söz, "neysen onu yersin" paradoksunu da bünyesinde barındırır. Çünkü istediği şeyi yemek, belli bir sınıfın ayrıcalığı olarak kabul edilmeli. Zira dünyanın büyük bir bölümü istediğini değil ulaşabildiğini daha doğru bir deyişle "umduğunu değil bulduğunu” yemektedir.
Uzun zamandır bu kadar beslendiğim bir kitap okumamışım ︎︎︎︎. Bana çoook iyi geldi. Başucu kitaplarımdan biridir artık. ︎Anladım ki en çok, bilginin günlük hayatla birlikte görünür hale geldiği, beslendiğimi hissettiğim kitaplara bu dönem çekiliyorum 𓂀 Siddharta'yı okumamıştım bu kitabı okumaya başlarken. ancak bunun eksikliğini hissetmedim. Konuya ve felsefesine az çok hakimseniz siz de yabancılık hissetmezsiniz. Tabi benim adıma, Siddhartha'nın okunma sürecini de harekete geçirdi. Kendini "bilmek" ve "bulmak" isteyen her okura sevgiyle tavsiyemdir ꨄ︎