Sözüme ilk olarak kitabı hazırlayanlardan, hazırlanmasına vesile olanlardan Allah razı olsun diyerek başlamak istiyorum. Kitabı okuduğunuz zaman görüyorsunuz ki sadece sağlık odaklı yazılmamış bilakis isminden de anlaşılacağı üzere dinimizin müsaade ettiği ve etmediği hususlar dikkate alınmış. Bugün bir markete gidiyoruz ve bir hafta, iki hafta dayanamayacak bir ürünün senelerce dayanabildiğine şahit oluyoruz. Bu nasıl böyle oluyor diye hiç merak ettik mi acaba? Devir olarak teknoloji çağındayız, gerekli aletler yardımıyla ömrü uzatılıyor diye düşünüp geçiştirmişizdir muhtemelen. Halbuki marketlerde yahut dışarıda satılanlar bir gıda olmaktan çok uzaktalar. Onlara yakışan en iyi tabir "ürün" demek olur. Zira bir gıdanın besleyici bir tarafı olur. Buna rağmen hazır yiyeceklere alıştığımızdan beri hem sağlık alanında çökmeye başladık hem de manevi değerlerimizden de bir o kadar uzaklaştık. Bir düşünelim; küçücük bebekler mutasyonlu olarak doğuyor, kolu, bacağı, sair azaları eksik yahut hasarlı oluyor, okul çağına gelen 6-7-8 yaş civarı çocuklarda öylesine bir hiperaktiflik var ki aileler altından kalkamıyor. Gençlerimiz ise hiçbir şeyden zevk almayan, her daim asabi, yiyip içip tozmaktan başka dertleri olmayan, isyankar bireyler olup çıktılar. Hatta öyle oldular ki ebeveynler seni doğuracağıma taş doğursaydım demeye başladılar. Ne oldu da bir toplum böylesine bozulabildi? Hepsinin sebebi helal gıda yiyememekten kaynaklanıyor. Bütün bunların helal gıdayla ne alakası var diyebilirsiniz. Bir arabanın deposuna benzin yerine uçak yakıtı koyarsak n'olur? Ya motoru yakarız ya arabayı patlatırız. İnsan da aynı şekilde. Allah-ü Teala insanın vücudunu helal gıdayı kabul edecek vaziyette yaratmış. Mideye helalden başka bir şey girdiği zaman insanın sigortaları atmaya başlıyor. O
Bize hiçbir şey yapmadılar. Sadece bizi büsbütün hiçliğin içine yerleştirdiler, çünkü bilindiği üzere yeryüzündeki hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar büyük bir baskı yapamaz. (S.Zweig)
Eser; New York'tan Buenos Aires'a yol alacak olan bir geminin hareket etmesiyle başlıyor. Ana karakter bu kitapta bir nevi anlatıcı niteliği taşımakta olup; Zweig anlatmak istediği hususları dünyaca ünlü satranç şampiyonu Mirko Czentovic ve Nazi otoritesi tarafından psikolojik işkence ile sorgulanan Dr. B. karakterlerinde ve onların hayat hikayelerinde simgeleştirmiş. Şöyle ki;
Satranç tahtası; Savaş Alanını
Mirko Czentovic; Nazi otoritesi ve acımasızlığını
Dr. B. ise; İnsanlığın 2. Dünya Savaşı'nda yaşadıklarını ve bunun etkileri ile uygarlığı temsil ediyor.