Ricky

"O kadar yalnızım ki, yalnız olmamak nasıl bir şeydi, onu bile unuttum," diyordu Port.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
"Evet," diye güldü adam. "Belki de hayır. Kim nereden bi­lebilir? Buraya öyle çok tükürüldü ki artık görmüyorum bile. An­lıyor musunuz? Sbâ'da oturan bir Yahudi olsaydınız, korkmamayı öğrenirdiniz! En azından, Tanrı'dan korkmamayı öğrenirdiniz. Tanrı'nın, en kötü halinde bile, asla insanlar gibi zalim ol­madığını anlardınız."
Adam devam ediyordu: "Yaptığınız tek hata, kork­mak. O büyük bir hatadır. İşaretler bize kendi iyiliğimiz için gelir, zarara uğrayalım diye değil. Ama korktuğunuz zaman onları yan­lış yorumlayabilirsiniz, iyi şeyler yapacağınız yerde kötü şeyler yapabilirsiniz." "Ama korkuyorum ben," dedi Kit. "Bunu nasıl değiştirebili­rim? Olanaksız." Adam ona bakıp başını iki yana salladı. "Yaşamanın yolu bu değil," dedi. "Biliyorum." Kit hüzünlenmişti.
Kit kendi iş­lerliğinde bir kusur bulunduğunu fark etti. Zihni tamamen uyuş­muştu sanki. Orada bir şeyin eksikliğini duyuyordu. İçinde kos­kocaman bir kör nokta vardı. Ama onun yerini saptayamıyordu. Elleri cisimlere, giysilere dokunurken, zihni o elleri çok uzak­lardan seyredermiş gibiydi. "Buna bir son verilmeli," dedi kendi kendine. "Bunun bitmesi şart." Ama tam ne demek istediğini bil­diği yoktu. Hiçbir şey bitemezdi; her şey her zaman sürüp giderdi.
Keşke aldırmayabilse, kendini rahat bıraksa, umut kalmadığı gerçeğini görerek ona göre yaşayabilseydi ama bil­meye, emin olmaya, hiçbir zaman olanak yoktu. Gelecek zamanın bir tek değil, birkaç olası boyutu vardı. İnsan umudundan bile vaz­geçemiyordu. Rüzgâr esecek, tozlar çökecek ama zaman yine de bilinmez bir biçimde, bir değişiklik daha getirecekti. O da mut­laka korkunç bir değişiklik olacaktı. Çünkü gelecek zaman, şim­diki zamanın devamı olmayacaktı.