Yüzündeki gülümseme pek durağandı. Aklı sanki uzaklarda, varlığını yalnız kendisinin bildiği bir şeye takılmış, bir tek onu görüyor gibiydi. Görmeyen gözlerinde, dudaklarının kıvrımında, kendini belli bir uzaklıkta tutan, kişiliğini işin içine katmayan bir hava vardı. Port seyrettikçe, o yüz giderek daha hayranlık uyandıncı olmaya başladı. Kusursuz çizgilerle oluşmuş bir yüzdü ama güzelliği çizgilerin bileşiminden çok, genel havasının içindeki gizli anlamdan kaynaklanıyordu. Anlam... Ya da anlamı gizlemekten. Çünkü geride yatan duyguları bu yüze bakarak anlamak olanaksızdı.
Sanki Kit, aralarında çıkabilecek gerilimleri azaltmak için çaba göstermek yerine, her konuda uzlaşmaz davranmaya karar vermiş gibiydi. Beklenen birleşme ister şimdi, ister daha sonra gelsin, baştan sona Port'un çabasıyla gelmeliydi. Çünkü ne o, ne de Port düzenli bir hayat yaşamışlardı. Her ikisi de, bilincinde olmaksızın, zamanı yok saymak gibi tehlikeli bir hata işlemişlerdi. Yıllar hep birbirine benziyordu. Sonunda her şey olabilirdi.
Bazen Kit'e, Port'un kendisinin tek umudu buymuş gibi gelirdi. Kendisi aşka giden yolu yeniden bulabilsin diye, Kit'in de kendisine benzemesi şartmış gibi. Çünkü Port için aşk demek, Kit'e aşık olmak demekti; başkası diye bir konu yoktu. Oysa şimdi, çoktan beri aşk kalmamıştı, aşk olanağı bile kalmamıştı. Port nasıl istiyorsa öyle olma konusundaki istekliliğine karşın, Kit'in elinden daha fazlası gelmiyordu. Korku ilk bakışta içinde çöreklenmiş, onu her an teslim almaya hazır, bekliyordu. Başka türlüymüş gibi numara yapmanın yararı yoktu. Kit her zaman içinde taşıdığı o korkuyu silkip atmayı nasıl başaramıyorsa, Port da kendini hapsettiği kafesten kurtulamıyordu. Uzun zaman önce kendini aşktan korumak için yaptığı kafesten.
Esirgeyen GökyüzüPaul Bowles sayfa: 86
"Biliyor musun?" dedi Port içtenlik dolu bir sesle. "Bence biz ikimiz de aynı şeyden korkuyoruz. Hem de aynı nedenle. İkimiz de hiçbir zaman hayatın içine tam olarak girmeyi başaramadık. Bir sonraki sarsıntıda düşeceğimizden emin, tüm gücümüzle dışına asılmış durumdayız onun. Öyle değil mi?"