"Ben bir günün, herhangi bir günün sonunu seyrederken, sanki bir çağın sonunu seyrediyormuş gibi olurum," dedi Port. "Hele sonbahar! O sanki her şeyin sonuymuş gibi. Soğuk ülkelerden bu yüzden nefret ederim, sıcak olanları da bu yüzden severim. Kış olmayan yerleri. Gece olunca insan buralarda o kapanma duygusunun yerine, hayatın önünde açılmakta olduğunu hissediyor. Sen de hissetmiyor musun bunu?"
Port sesini daha yükselterek devam etti. "Ben kendi varlığımı böyle ilkel yollarla haklı göstermek zorunda değilim. Soluk alıyor olmam buna yeter. Eğer insanlık bunu bir kanıt olarak görmüyorsa, o zaman bana ne istiyorsa yapabilir. Var olmaya hakkım olduğunu kanıtlamak için üzerimde bir var olabilme pasaportu taşıyacak değilim! Buradayım! Dünyadayım! Ama benim dünyam, insanlığın dünyası değil. Benim görebildiğim dünya bu işte."
Port, "İnsanlığa, ha?" diye bağırdı. "Neymiş o? Kimmiş insanlık? Bak, ben söyleyeyim sana. İnsanlık, kişinin kendisinden başka herkestir. O zaman da... Kimi ilgilendirir ki?"
"Sarhoşluğa ihtiyacım yok." Kendini saçma denecek kadar mutlu hissediyordu. Şu durumda olmayacak denli mutlu, dedi kendi kendine. Ama bu işler her zaman bir sarkaca benzerdi. Bir saat sonra yine bir dakika önceki durumuna dönerdi nasılsa.