Su pazarlanabilir bir ürün değil, doğuştan gelen bir insani haktır.Bu hakkın Anayasal güvence altına alınıp yerel yönetimlerce hakkaniyetle uygulanması gerekir.Su yönetimi ne şirketlerin tekelinde olmalı ne de kâr amacı güden kamu politikalarına kurban edilmeli.Çünkü su ; insan onurunun, sağlığın, barışın ve sosyal adaletin vazgeçilmezidir.
Devletler bu hakkı güvence altına almakla yükümlüdür.Bu nedenle yetkililerin küresel ölçekte dillendirilen "su ayak izi" ve "karbon ayak izi" gibi rafine yöntemlere karşı temkinli yaklaşmaları gerekir.İklim yasası adı altında atılan imzaları da bu gözle değerlendirmekte fayda vardır.Suya erişim bir ayrıcalık değil ; Yüce Yaratıcı'nın tüm insanlığa bahşettiği temel bir yaşam hakkıdır.
İklim krizinin etkilerinin toplumlar ve insanlar arasında adil bir şekilde paylaşılmasını savunan bir yaklaşımdır.Temelinde şu yatar :
Bu krizi kim yarattıve bedelini kim ödüyor ?
ABD ve Çin gibi sanayileşmiş ülkeler, atmosfere en fazla sera gazı salarak iklim krizine en fazla katkıyı yaparken krizden en çok etkilenenler ise Afrika gibi bu soruna en az katkısı olan bölgeler oluyor.İklim adaleti de buradaki dengesizliğe dikkat çeker.En fazla kirliliğe neden olan ülkelerin küresel ısınmayı durdurmak için daha fazla sorumluluk üstlenmesi ,iklim krizinden olumsuz etkilenen ülkelere finansal ve teknolojik desteksağlaması gerektiğini savunur. "