Adına ağıtlar yüklenen şehir
Katli vacip sayıldı çok dönemde
Hep sırtından hançerlendi
Diyarbekir
Aktıkça kan ağladı Dicle
Püskürdü öfkesini Karacadağ
Her gelen hükümdar kavlince
Yasalar, yarasalar gece
Karanlığında
Yine de güller yeşerir ki hiçbir
Güle benzemez
Toprakla tohum baş başa
Kaldığında
Senin ağlamaklı ama kâr etmez.
Kaç dine inansan ve kaç dili
Konuşan
İmana da inkara da hiçbiri
Yetmez...
... Bir de etrafı kırmızı dantelli beyaz bir mendil bırakmış başucuma.
Annem yastığımın altından çıkarıp elime bıraktı; gençliğimde üçüncü defa orada ağladım.
Mendil görünce ağlayasım mı geliyor nedir?
Bu arada hayatım da üç renkli mendil
kadar anlam kazandı.
..." "Hayır hayır, izne gerek yok, bulduğun her yerde kitap senindir. Kitapların sahibi olmaz. İyi yapmışsın. İstersen başka kitaplar da getiririm," dedi adam.
Serap'ın da benim gibi arsız hayalleri, uykusuz geçirdiği geceleri var mıydı, bilmiyorum.
O da benim bu hallerimi bilmiyordu.
Fakat hissedebiliyorduk. Platonik aşkın
kendine özgü dili, enerjisi konuşmadan da her şeyi anlamaya, anlatmaya yetiyordu.