Necla Akdeniz'in Tereddüt Çizgisi adlı romanı üslûp ve içerik olarak edebiyatımız için önemli bir kazanım. Yazarın iki kitabı daha var, bunlardan sadece bir tanesini okudum. O kitaba, Tereddüt Çizgisi'ne ve bu öykü kitabı En Eski Oda'ya bakarak yazarın dille ilgili yaklaşımın, kendine mesele edindiği dertlerin birbirine yakın yerler olduğunu, veya yeni kitabıyla bu çemberi biraz daha genişlettiğini söyleyebiliriz.
Yazarın temel meselelerinden biri, kendisi olmak isteyen insanlar, kendisi kalmak isteyen diğer canlılar ve hepimizin yuvası olarak da doğa. Belli ki Necla Akdeniz eşcinsellik ve farklı cinsellikler meselesini insan türünün meselelerinden biri olarak görerek onları hikâyelerine ya da romanlarına konu ediyor. Aynı şekilde hayvanlar, doğa canlıları, ağaçlar ve diğerleri de bu hikâye özneleri olarak karşımıza çıkıyorlar. Tereddüt Çizgisi ise işte bu başka olmanın, insan türüne ait olmamanın yüceltilmesini de içeren çok etkileyici bir haykırıştı.
Kitabın adında karşımıza çıkan kuir sözcüğü, dikkat çekiyor öncelikle. İngilizcedeki queer kelimesinin karşılığı olarak türkçeleştirilmiş bir sözcük belli ki. Kategorileştirmeler, isim takmalar gibi yaklaşımlardan uzak belirsizlikler içerisindeki doğal şekilde var olma hallerine bakmak gibi düşündüm. Örneğin bir kadın eşcinsele bakıp onu bu kelimeyle kafamızda kategorize ederek yaftalamak ve belki onun kendisine özgü var olma ve kendisi olma hâlini kavrayamamak gibi düşünebiliriz, eğer doğru olan bu ise. Bu hikâyelerde karşımıza çıkan bazı kadınlar, bazı erkekler işte bu belirsiz, isimsiz, kendi kendilikleri ile diğer hikâyelerde karşımıza çıkan başka canlılar, türlerden bağımsız var olma hâlleri ile birlikte bu ismin hakkını veriyorlar anladığım kadarıyla. Bu çaba, yazarın temel gayretlerinden birisi olmalı ki bir