Barış Bıçakçı'yı sevmeye başlıyorum galiba...bu kitaptaki her hikâyeyi sevdim diyemem, hoş, sevsem ne olacak..yine de çoğu hikâyeyi sevdim. Şehir rehberi adındaki ara bölümleri gereksiz olduğunu düşünüyorum, daha doğrusu sebebini anlamadım. Şehir rehberi bölümleri olmasaydı keşke..
Yazarımız yine bir iki sol dokundurma yapmış, ben buradayım, benim yerim belli demiş. Ya da bana öyle geldi..Peki, sen oradasın.
Kitabın tamamını düşündüğümde bu adamın bu kadar sevilmesinin sebepsiz olmadığını anlıyorum. Hikâyelerin büyük çoğunluğunda ilginç olmayan, ama anlatılmış olunca edebiyata dönüşmüş olaylar yer alıyor. Yazar ilgi çekici bir şey yapıyor, yeni yetme yazarlarda görebileceğimiz yazılmış ama neden yazılmış olduğuna dair çok kanıt gerektiren öykülerde görebileceğimiz basit olaylar seçiyor ama bu basit olaylardan edebiyat çıkarıyor. İyi edebiyatın neden bambaşka bir tadı olduğunu anlamamız için yazılmış gibiler bu öyküler... Kapanış öyküsü de şaşırtıcı bir seçim, ama yine de hedefini on ikiden vuruyor..
Barış Bıçakçı'yı okumaya devam...