Lev Tolstoy hiç şüphe yok ki Rus edebiyatını şekillendiren, dünya çapında adını duyurmasını sağlayan ve ona iyi bir imaj katan yazarların başında gelmektedir. Eserlerinde siyasi, dini ve toplumsal meseleler hakkındaki kendine has düşüncelerini ustalıkla işlemesi; yazı, roman, deneme ve hikayelerinde değindiği temaları geniş bir spektrumla örgülemesi, onun, teori ve pratikte siyasi, dini ve toplumsal olaylar karşısındaki reformist duruşunu çok açık ve net gözler önüne sermektedir. Ahlak ve erdem konularına dair verdiği siyasi ve sosyal mesajlarını dini referanslarla desteklediği bu eserinde Tolstoy adeta ruhçu, maneviyatçı bir portre çizmektedir. Yazın faaliyeti içine İncil'i de dahil ettiğini ve çeviriler yaptığını bildiğimiz Tolstoy, sonraları Ortodoks kilisesi tarafından aforoz edilse de, yaşamı boyunca damıtılmış ve hurafelerden arındırılmış bir din anlayışını tesis etmeye çalışmıştır denebilir ve bu eser, kilise ve hristiyanlığın dogmatik yönlerine getirdiği eleştirlerle bu gayreti ap açık göstermektedir. İncil referanslı alıntıların; havarileri gören talebelerin hayatlarına değinen ve bizdeki evliya menkıbelerine benzeyen öykülerin yer aldığı bu eserinde yazarın, kendi görüşlerini kurmaca karekter ve olaylarla örgüleyerek toplumuna ahlaki dersler vermek gibi bir amaç güttüğü de pekala söylenebilir. Siyaset, sanat, maddiyat, toplumsal yapı, maneviyat bu alanlardan birkaçı... Tolstoy, kitabına "İçimizdeki şeytan" ismini vererek, içimizdeki dual benliğin; yaşamın, kazanma ve kaybetme kutupları arasında verdiğimiz mücadelede, ayartıcı ve aldatıcı, şeytanî yönüne dikkatleri çekmek istemektedir belki de kim bilir... Bu kitapta yer alan hikayelerde geçen olayları zihnimizde senarize ettiğimizde; günlük hayatta giydiği basit elbiselerini kendisinin diktiğini