Al bir şafakta geçtim ağır ağır
Evinin önünden
Kalkıktı pancurlar, pencereler açıktı.
Gölden esen hafif yel
Dokundukça yanaklarıma
Soluğun geliyordu aklıma.
Bütün gün dolaştım yağığ dinen yağmurda.
Al bir lale kopardım bomboş parkta,
Işıl ışıl damlalar titreşiyordu üstünde.
Saat beşte yalnızlık rengini almıştı şehir.
Belli belirsiz görülüyordu, ışıklı duvarlar
Arasında gidip gelişin.
Geç bir saatinde gecenin, beyaz bir kağıt çektim önüme,
Oturdum düşen al bir taç yaprağı ürperene dek önümde.
1
Denizden esen rüzgar yeni hiçbir şey söylemiyor.
Tepemdeki sis şarkı söylüyor minik üvezleriyle.
Yanmış bir çam ağacından keskin sesiyle bir karga
Ölmek arzusu olduğunu söylüyor içmenin temelinde.
En kötü dilimi nedir bu ölümlü hayatın?
Düşüncelere dalmış bir sevgili ve hıçkıran bir kadın.
2
Bir beyaz yüz güneşten daha parlak ışır
Tefekkür kamaştırınca gördüğüm ne varsa;
Fazla yakın bir bakış alıp götürebilir ruhumu.
Tanrıyı düşünerek insan olabilirim.
Acı, kayıp bir ateş gibi dolaşır kemiklerimde;
Şimdi yakan nedir beni? Arzu, arzu, arzu.