Ruhi.

Ruhi.
@RuhiTevekkul
Edep Ya Hu şiirhaneeem Kalbinin derinliğinde yaşayan, suskunluğunda dahi kelimeler büyüten bir yolcu...
Aynalara hep bakalım..
8/10
·245 syf.·
2026 5. kitabı
Tarık Tufan okumak öyle her kitaba benzemiyor abi. Hani bazı akşamlar olur ya, dışarıda hafiften bir yağmur çiseler, sen de bir köşeye çekilir öylece uzaklara dalarsın; işte bu kitap tam o ruh halinin kağıda dökülmüş hali. Beni Onlara Verme'yi bitirdiğimde sanki arka mahallenin o arka sokaklarında saatlerce boş boş yürümüşüm gibi bir yorgunluk çöktü üzerime. Ama öyle kötü bir yorgunluk da değil, hani insanın içi bir hoş olur ya, öyle bir şey. Yazarın o "şehirli derviş" dediğimiz tarzı varya, hani hem buralı hem de buralara ait değilmiş gibi... İşte o tavır insanın tam şurasına dokunuyor. Kitap boyunca "beni onlara verme" diye bir yakarış var ama okudukça anlıyorsun ki, insan aslında en çok kendinden korkuyor. Kendi içindeki o karanlık kuyulara düşmekten, oralarda kaybolmaktan çekiniyor. Cuma’nın o sessizliği, Cesur’un o yaralı halleri falan derken bakıyorsun ki aslında hepimizden bir parça var orada. Kimimiz gururundan susup kalıyor, kimimiz de doğru zamanda doğru yerde olmayı beceremediği için hayatı öylece ıskalayıp geçiyor. Finaldeki o "birbirimize geç kalan insanlarız" mevzusu zaten olayı bitiriyor. Okurken insanın göğsüne bir taş oturuyor sanki. Düşünsene, her şeyin bir zamanı var ama biz hep o treni kaçıran, veda kapısında boynu bükük bekleyen taraf oluyoruz. Bazı kitaplar okunur, biter, rafa kalkar; ama bu öyle değil. Bu kitap insanın ruhuna bir çentik atıyor, o iz de kolay kolay silinmiyor. Eğer şöyle bir durup kendinle dertleşmek istiyorsan, bu kitap sana çok iyi gelecek ama şimdiden söyleyeyim; o aynada göreceğin yüz her zaman hoşuna gitmeyebilir. Bazı yaralar harbiden kabuk bağlamazmış, bu kitabı bitirince bunu bir kez daha çok net anladım. Son sözüm; Eğer bu satırlara kadar geldiysen, muhtemelen sen de ruhunun bir köşesinde o ince sızıyı taşıyanlardansın.
Duygu ve Düşünce
Beni Onlara VermeTarık Tufan · Profil Yayıncılık · 20176bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sessizliğin ortasında büyüyen bir çiçek
8/10
·312 syf.·
2025 31. kitabı
Kitap incelemelerimi genelde kitabı bitirir bitirmez sıcağı sıcağına yaparım, en azından yazarım bir köşeye. Bu öyle olmadı gerçekten bu kitaba hakkını vermesi için zihnimde, kalbimde bir literatür araştırması yaptım. Bundan sebep tir ki daha geç yazılmış bir inceleme bırakıyorum. Keyifli okumalar... Bazı kitaplar biter ama insanın içinde sürmeye devam eder. Tarık Tufan’ın Gece Açan Çiçekler’i benim için öyle bir kitap oldu. Hikâye bitiyor ama o duygular, o sessizlik hâlâ bir yerlerde yankılanıyor. Belki de asıl hikâye kitabı kapattıktan sonra başlıyor. “Bir insanı anlamak, onun sessizliğine sabretmektir.” Bu satırı okurken düşündüm; acaba biz gerçekten birbirimizi anlayabiliyor muyuz? Yoksa herkes kendi içine sakladığı bir yalnızlıkla mı yaşıyor? Tarık Tufan’ın karakterleri çok tanıdık… Sanki mahallede bir komşu, bir dost, belki de senin kendin gibiler. Her biri bir şeyler yaşamış, söyleyememiş, susmuş. Belki de hepimiz o suskunluğun bir parçasıyız. Bu kitap beni bayağı düşündürdü: Kaç defa kendimizi kandırdık “iyiyim” derken? Kaç defa birini affetmiş gibi yapıp aslında içimizde taşıdık? Ve kaç defa gece yarısı bir cümlede kendi kırığımızı bulduk? Kaç defa sustuk, çünkü anlatınca daha çok canımız yandı? Kaç defa gülerken içimizde bir şey eksildi? Kaç defa unuttuk sandık, ama küçük bir kelimeyle her şey geri geldi? Kaç defa bir cümlenin sonunda “keşke söylemeseydim” dedik? Ve kaç defa kalbimizle aklımız arasında sıkışıp kaldık? “Bazı yaralar zamanla geçmez, sadece alışılır.” Bu cümleye uzun süre takıldım. Çünkü gerçekti. Tarık Tufan acıyı anlatırken ağlatmıyor, sadece hatırlatıyor. O hatırlayış bile insanın içine dokunuyor. Bana Ali Ural’ın Posta Kutusundaki Mızıka ’sını hatırlattı biraz; orada da kelimeler bu kadar sahici, bu kadar insana dokunan bir tondaydı. Yazarın dili sade ama
Gece Açan ÇiçeklerTarık Tufan · Doğan Kitap · 20258,3bin okunma
8/10
·96 syf.·
2025 28. kitabı
İnsanı ayakta tutan ne para, ne güç, ne de bilgi; yalnızca merhamet ve paylaşma duygusu. Tolstoy’un dili sade, ama verdiği mesaj hayati önemde: “İnsan, sevgi olmadan yaşayamaz.” Bu kitabı okurken fark ediyorsun; yaşamak, nefes almak değil bir başkasının kalbine dokunabilmek. Keyifli okumalar dilerimm
Edebiyat
İnsan Neyle Yaşar?Lev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024234,3bin okunma
“Belki de Ölüm Değil, Yaşam Korkutucu Olan”
10/10
·216 syf.·
2025 27. kitabı
Ne tuhaf, dedim kendi kendime. İnsan bazen yaşarken ölmeyi, ölürken de yaşamayı istiyor. Paulo Coelho’nun bu romanını okurken bu cümle, içimde yankılanıp durdu. Veronika’nın intiharına değil, neden yaşamak istemediğine takıldım. Çünkü ölümü arzulamak, bazen sadece yaşamın gürültüsünden kaçma isteğidir. Veronika’nın intiharına değil, neden yaşamak istemediğine takıldım. Çünkü bazen insan ölümü değil, yaşamın ağırlığını taşıyamıyor. Her şey yolundaymış gibi görünen bir dünyanın içinde, kalbin sessizce boğulabiliyor. Veronika’nın isteksizliği bana yabancı değildi; çünkü ben de bazen, günlerin birbirine benzediği o donuk döngüde, “yaşamak bu mu gerçekten?” diye sordum kendime. Belki de onun ölümü seçişi, aslında yaşamı yeniden hissetme çabasıydı fark edilme, sarsılma, yeniden doğma arzusu. Coelho, Veronika’nın hikâyesiyle benim şunu anlamamı sağladı: insan bazen ölmek isteyerek değil, yaşamak için çırpınarak tükenir. Kitap, bir akıl hastanesinde geçiyor ama en çok “akıl dışı” olanın, aslında en sahici hisleri barındırdığını gösteriyor. Normal dediğimiz şey o kadar yapay, o kadar donuk ki... Herkesin birbirine benzediği, duyguların cilalı maskelerle gizlendiği bir dünyada, farklı hissetmek hemen “anormal” sayılıyor. Oysa Veronika’nın yaptığı tam da buydu: maskeyi çıkarıp kendiyle yüzleşmek. Akıl hastanesine kapatıldığında değil, o sahte “normal” hayatta boğulurken delirdi aslında. Coelho bana bir kez daha hatırlattı ki, toplumun dayattığı o düz çizgide yürümek cesaret değil, çoğu zaman korkaklıktır. Gerçek cesaret, deliliği göze alıp kendin olabilmekte. İnsan bazen delirmeden var olamıyor. Delilik, bir tür direniş oluyor “ben hâlâ hissediyorum” deme biçimi.Veronika’nın kalbinde tükenmişlik vardı ama o tükenişin içinde, farkında olmadan bir doğum sancısı da vardı. Ölümün
Psikoloji
Veronika Ölmek İstiyorPaulo Coelho · Can Yayınları · 2020102,5bin okunma
Modernliğin en yorgun halı: "biz"
7/10
·184 syf.·
2025 25. kitabı
Evet… Belki de artık hiçbir şeye gerçekten sahip olamıyoruz, çünkü her şey geçici. Hatta hislerimiz bile “süreli.” Bir şeyin “modası geçtiğinde” onu değil, kendimizi yitiriyoruz. Tüketirken, içimizdeki anlamı da tüketiyoruz. Bauman’ın anlatmak istediği şey, sadece ekonomi ya da toplum değil bence. İnsanın ruhundaki yorgunluk. O yorgunluk, hiç bitmeyen bir “daha fazla” isteğinin içinde doğuyor. Ne kadar çok şey alırsak alalım, içimizdeki boşluk hep aynı kalıyor. Çünkü o boşluk, bir mağaza vitrininde değil; bir kalbin derininde başlıyor. Kendi kendime sordum: Ben de bu döngünün içinde miyim? Ben de bazen bir “tüketici” gibi mi seviyorum, inanıyorum, bekliyorum? Cevap evet. Ama en azından farkına varmak, o zinciri gevşetiyor biraz. Tüketici hayat, insanın ruhunu incitmeden öldürür.” Evet, öldürür… Ama ben o incinmeyi bile kutsal buluyorum. Çünkü incinmek, hâlâ bir şey hissettiğini gösterir. Ve hissetmek, bu çağda en büyük direniştir. Tüketici Hayat bittiğinde, elimde bir kitap değil; elimde kendimden bir parça kaldı. Eksilmiş, ama farkında bir parça. Artık biliyorum: Gerçek zenginlik sahip olduklarında değil, yetinebildiklerinde saklı. Ve bazı eksiklikler, insanın kendini hatırlama biçimidir.
Hayata Dair
Tüketici HayatZygmunt Bauman · Tellekt · 202345 okunma