Bilgelik bir başkasına anlatılamaz; bir bilgenin başkalarına anlatmaya çalıştığı bilgelik aptalca bir şey gibi gelir kulağa.
Asla bir insan tümüyle kutsal ya da tümüyle günahkar olamaz. Böyle gibi görünmesi yanılmamızdan, zamana gerçek bir nesne gibi bakmamızdandır . Zaman gerçek değildir, zaman da gerçek değilse, Dünya ile sonsuzluk, acı ile mutluluk, kötü ile iyi arasında var gibi görünen çizgide bir yanılgıdan başka bir şey değildir.
Derler ki petrolün bol olduğu Mezopotamya’da bu sebeple güneşi nicidir, bol ve ziyadedir.
Derler ki, Ezidiler, Mezopotamya’nın kadim milletlerinden bir halkın soyundan gelirler. Onların kutsal meleği, isyankâr olduğu için cehennem Ateşi’nde 40 bin yıl yanan Melek Tavus Kuşu’dur. Derler ki, döktüğü gözyaşlarıyla Ateş’i söndürünce Tanrı Tavus Kuşu’nu affetmiştir. Bu yüzden Ezidiler için gururlu bir melek olan Tavus Kuşu ve Ateş çok kutsaldır.
Derler ki, Ateş’e saygı duyan insanlar, tabiata da sevgi ve hayranlık besler. Çünkü hayatın su, toprak, hava ve ateş unsurlarından, makrokozmosun anasır-ı erbaa’dan meydana geldiğini anlayanlar tabiata saygı duyar, onu korurlar.
Derler ki, bu dört unsur insan karakterlerini de belirleyendir:
Ateşin sıcaklığı,
Su’yun nemi,
Hava’nın soğukluğu
Toprak’ın kuruluğudur her insanın farklı farklı yaratılma sebebi.
Derler ki; cennetten kovulduktan sonra gölgesine ve sıcağına sığındıkları bütün ağaçlar Âdem ve Havva’yı günahları sebebiyle reddetmiştir. Bir tanesi hariç!
Derler ki, koskoca âlemde cennetten kovulan Âdem ile Havva’yı gölgesine kabul eden sadece Öd Ağacı’dır. Ve bu sebeple önce Yaradan tarafından sorguya çekilen ama cevabı beğenilince cümle ağaçlardan üstün kılınan Öd Ağacı. Ve işte o zaman Yaradan’ın özel bir koku ihsan eylediği, ancak sadece yanınca mis kokusu ortaya çıkan Öd Ağacı. O gün bugündür cehaletin bilgiye dönüşmesi için tütsü olarak yakılan Öd Ağacı dünyanın dört bir yerinde hâlâ kutsal kabul edilir. Çünkü o, Yaradan’ın hediyesidir; kokusu biricik ve şifalıdır.
Kendi yurdunda,kendi insanları tarafından anlaşılmamak veya yanlış anlaşılmak samimi ve onurlu insanlar için hayal ve kalp kırıcıdır. Fakat ,kendi yurdunda kendi anadilinde düşünceleri yüzünden suçlanmak samimi ve onurlu insanlar için şevk kırıcıdır. Dünyaya yeni fikirler,yeni olasılıklar sunmak hevesiyle hayatlarını bu yolda adamış insanların şevki kırıldığında hava kanalları tıkanır . Hava nefestir.
Ve eğer masum bir hayretle yukarı bakarak dünyayı bir bebeğin gözlerinden görebilseydik ,biz de gökyüzündeki nehirleri seyredebilirdik .Dur durak bilmeden akan o güçlü nehirleri .