Korkuyorum" dedi. "Bu aralar kendimi kabuksuz bir salyangoz gibi hissediyorum."
"Ben de korkuyorum" dedim. "Kendimi perdesiz ayaklı bir kurbağa gibi hissediyorum."
Ama kitap ve müzikle edindiğim tecrübeleri insanlara anlatmak konusunda hiçbir istek duymuyordum. Başkası olmadığım, yalnızca kendim olduğum için mutluydum. Bu açıdan bana yalnız kovboy denilebilirdi. Bütün takım oyunlarından nefret ediyordum. Başkasına karşı sayı almam gereken yarış türlerinden nefret ediyordum. Ben daha çok durmadan yüzmek istiyordum, yalnız ve sessizlik içinde.
Kitap okumayı ve müzik dinlemeyi seviyordum. Zaten hep kitapları severdim, ama şimamoto'yla olan arkadaşlığım kitaplara olan ilgimi daha da geliştirdi. Kütüphaneye gidip elimi değdirdiğim bütün kitapları hırsla yalayıp yutuyordum. Bir kere başladım mı, bitirmeden bırakamıyordum. Okumak bir tür bağımlılık gibiydi; yemek yerken, trende, geç saatlere kadar yatakta ve derste kitap okuyordum. Çok geçmeden kendime küçük bir teyp alıp bütün vaktimi odamda caz plaklarını dinleyerek geçirmeye başladım. Ama kitap ve müzikle edindiğim tecrübeleri insanlara anlatmak konusunda hiçbir istek duymuyordum.
Bir yaz akşamıydı ve vadi şu anki gibi görünüyordu; burada duruyordum ve önümde iki dünyanın, maddenin ve ruhun dünyasının arasında dile ve akla getirilemeyen dev uçurumunu görüyordum; koca boşluğun önümde boylu boyunca uzandığını görüyordum ve o anda dünya ile bilinmeyen kıyı arasında bir ışık köprüsü kuruldu ve uçurum aşıldı.
En sevdiğim şey cüceler, cadılar, parmak çocuklar ve onlara benzer diğer şeyler hakkında tüyler ürpertici hikâyeler dinlemek ya da okumaktı ama tebeşir ya da kömürle masaların, dolapların ve duvarların üzerine en tuhaf, en çirkin biçimlerde çizdiğim Kumadam hâlâ başı çekiyordu.