Hepimizin zayıf anları olur ve ağlama yeteneğimizin olması bizim için şanstır, gözyaşları bizi çoğu kez huzura kavuşturur, ağlayamadığımız bazı durumlarda ölecek gibi oluruz.
Oysa ifrat ve tefrite kaçmadan da, insan
pekala insanca yaşayabilir. Hatta belki asıl o
zaman insanca yaşayabilir.
İslam, insanın bu dünya hayatını ona zehir
etmiyor. İslam'da, hıristiyan keşişlerinin hayatına
benzer bir hayat öngörülmemiş, Epikür'ün teklif
ettiği türden bir hayat da sözkonusu değil.
Herkesin bildiği bir Hadisi Şerifi bir kez de
biz tekrarlamış olalım: "Hiç ölmeyecekmiş gibi bu
dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için
çalışın."
Müslûmanın hayatını yönlendiren, onu
ifrattan ve tefritten koruyan böyle bir düsturdur.
Aslında İslam, bütün hükümlerinde hep, daima
vasatı öngörmektedir. Ne var ki, temel değer
yargılarını Batı kültürünün oluşturduğu bir tür
kafa yapısı. Batı kültüründe hıristiyanlığa izafe
edilen değerin İslam için de geçerli olduğunu
sanmaktadır.
Nice alim vardır ki, onları ilim bozmuştur."
(3)
"İlmi bu kadar teşvik eden, alimlerin
mürekkebiyle şehitlerin kanını bir tutan, alimleri
peygamberlerin varisleri hükmünde gören bir din
nasıl oluyor da, ilmin aynı zamanda bozucu bir
amil olabileceğini, yoldan çıkarabileceğini
söylüyor?
İslam 'da zıdlar arasındaki ahenkler
kurmadaki diyalektiğe yabancı olanların, bir
bakışta kavrayamayacakları bir vakıadır bu.
İslam, bir yandan ilmi över, onu teşvik
ederken; bir yandan da ilmin getirebileceği
tehlikeleri işaret eder.
Mücerret halde ilmin kendisinde bir kötülük
yok, fakat onu elde eden veya etmeye çalışan
insanlardaki bir "meleke" bu bozulmaya yol
açabilir. Eğer ilim, "hazmıyla" birlikte gelmezse, o
ilim o insanı bozar, yolunu şaşırtır.
Elimizde olan veya olmayan kendi
yanlışlarımızı düzeltmekten niçin kaçınalım ve
kendimizi düzeltmekten niçin gocunalım? Hele bu
tavrı kendimize güvensizlik anlamına niçin
çekelim? Kendini düzeltmeye kararlı kimse,
başkalarına güvensizlik yerine güven duygusu
vermeli değil midir? Ben, asıl kendi hatalarından
kaçan, kendi hatalarını görmezlikten gelen
tavırdan korkarım. Çünkü insan bu tavırla
hatasını sürdürmeye niyetli olduğunu da örtülü
biçimde belirtmiş olmuyor mu? Neticede, sözümona
asılsız bir itibarı korumak adına, asıl itibarını
sarsmıyor mu?