Şiîliğin yayılmasını dış politikasının merkezine yerleştiren İran ulus-devlet aklı, "vahdet"i vurguladığı ve İsrail düşmanlığını bayraklaştırdığı hamasî söylemleriyle İslâm dünyasında kendisine taraftar bulurken, Ortadoğu'da güçlü Sünnî Müslüman ülkeler ve siyasî aktörler de istemiyor. Bu bağlamda esas "tehlikeli" görülen ülke, Türkiye. Yakın dostluk gösterileriyle Türkiye'yi kontrol altında tutmaya çabalayan İran, Ortadoğu'daki birçok cephede açıktan Türkiye'nin karşısında konumlanmakta ise bir beis görmüyor. Son örneğine Ermenistan'da şahit olduğumuz bu politika, bizi şaşırtmamalı; aksine uyanıklığa, dikkate ve tedbire sevk etmelidir.
Şiîlik bağlamında geçmişten günümüze nakledilen bilgiler arasında ilginç anekdotlar bulmak mümkün.
Örneğin, bugün Mısır’ın simgelerinden ve Sünnîliğin odak noktalarından biri kabul edilen ünlü Ezher Üniversitesi’nin başlangıçta Şiîliği doktrine etmek ve yaymak için kurulduğunu çok az kişi bilir.
Salahaddîn Eyyûbî, Fâtimî devletini ortadan kaldırdıktan sonra Ezher‘i hemen kapatmış, kadrosunu ve müfredatını baştan aşağı yenilemişti.
Buradan hareketle, bugünkü Şiîlik kurum ve külliyatlarının, gelecekte başka Salahaddîn’ler tarafından ortadan kaldırılacağı tahmininde bulunabiliriz.
Bütün engellemelere, karalama kampanyalarına ve aleyhte çabalara rağmen, İslam’ın mevcut yayılma hızı, gelecek yüzyılda “İslam dünyası” kavramının daha geniş ve çok boyutlu biçimde tarif edileceğini gösteriyor. Bu da Müslümanlar için yepyeni tecrübeler ve yepyeni yüzleşmeler demek. Feraset sahibi olmak, o zamanlara şimdiden hazırlanmayı gerektiriyor.