Ah o çocukluk yok mu? İnsana her defasında ben küçükken dedirten, büyümeyi,büyük adam olmayı düşlerken, ne kadar büyüseniz de her yaşta kendini özleten çocukluk. Kâh bir yara izidir bir yerinizde; kâh bir parça salıncak ipidir, bahçedeki yaşlı dut ağacının dalında. Bazen de siyah beyaz ve solgun bir fotoğraftır, bir yerlerde bakılmak için sırasını bekleyen. An olur, hatırlanınca bir tatlı tebessüm ve derin bir ah çekişe döner. An olur hıçkırıklara boğar, gırtlağınızı düğümler. Ya da bir elma şekeri veya bir serçe cıvıltısı olur çocukluk.
Hangi çiçek, diğerini “sarı açtı” diye ayıplar?
Hangi kuş, “farklı ötünce” diğerine yasak koyar?
Derisinden, dilinden ötürü öldürülüyor insanlar.
Ah insanlar! Her şeyi bulup kendini bulamayanlar…