Yani şu kâinat denilen âlem-i ekber ve insân denilen onun misâl-i musağğarı olan 'alem-i asgar, kudret ve kader kalemiyle yazılan âfâkî ve enfüsî vahdâniyet delâilini gösteriyorlar.
Evet, kâinâttaki sanat-ı muntazamanın küçük bir mikyâsta numunesi insânda vardır. O dâire-i kübrâdaki sanat, Sâni-i Vâhid'e şehâdet ettiği gibi şu insânda olan küçük mikyâstaki hurdebînî(mikroskobik) sanat dahi yine o Sâni'e işaret eder, vahdetini gösterir.
Zamanı geldiğinde insana mesajlarımızı [evrenin] uçsuz bucaksız ufuklarında ve kendi öz benliklerinde [bulduklarıyla]* tam olarak anlatacağız ki bu [vahy]in tartışılmaz bir gerçek olduğu, apaçık ortaya çıksın. Rabbinin her şeye tanık olduğu[nu bilmeleri onlara] hâlâ yetmez mi?*
~Fussilet Sûresi 53.ayet ~
*Yani, insanın bilinçli bir Yaratıcı'nın varlığına tanıklık eden kendi ruhunun derinliklerini kavraması ve kainatın ihtişamına daha derin ve kapsamlı bir şekilde bakması sûretiyle.
**Lafzen, "onlara göstereceğiz" yahut "onların görmelerini temin edeceğiz."
*** Yani, O, kudret sahibidir ve her şeyi görür: bu, başlı başına, insanın Allah'a karşı sorumluluğunu hatırlatmaya yetecek temel bir hakikattir.
Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit; birincisinde taassub, ikincisinde hile, şübhe tevellüd eder.