Kimsenin birbirine değecek cesareti gösteremediği bu hercumercin ortasında herkes kendine yetecek kadar yalnizdi.
Çevremdeki kalabalığa bakmak bana kendimi yalnız hissettirdi. Kalabalıklar olmasa insan kendi kimsesizligini nereden bilecek?
Gerçeği söylemem gerekirse, kendime vaftiz anne, teyze, abla, babysitter ya da tanıdık yolu biçmediğim pek çok çocuk var. Temelde onlar doğuyorlar, ben toz oluyorum.
O doğuştan araba yıkayıcısıydı. Ne var ki hayat onu bakkallığa mahkûm etmişti; pek çok müthiş kabzımalı milletvekilliğine mahkûm ettiği gibi. Sistem yetenekleri heba ediyordu.
Tanrı, içindeki tahammülfersa boşluğu doldurmak için evreni yaratır. Evrenin içine gezegenleri, gezegenlerin içine dünyayı, dünyanın içine hayatı, hayatın içine insanı yerleştirir. Ve onun içine koyacak bir şey bulamaz. İşte insan denen tuhaf hayvanın, varlıkların en yücesi ve en anlamsızı kılınışının hikâyesi. Evrenin orasını burasını felsefeyle, sanatla, aşkla, hatta ironik bir biçimde Tanrı'yla bezerken, ortak anlamsızların en küçüğünün elbette bir gerçeği unutması gerekmektedir: Hakikatte bütün kitaplar sayfaları doldurmak için yazılır.