"Bir idam mahkumu ölümünden bir saat önce, galiba şöyle düşünüyordu; eğer yüksek bir yerde, bir kayanın üzerinde, ancak iki ayağımı koyacak kadar daracık bir yerde oturmam gerekse, etrafım uçurumlarla, okyanuslarla çevrili olsa, sonsuz karanlıklar, sonsuz bir yalnızlık, bitmez tükenmez fırtınalar hüküm sürse, o daracık yerde öylece bir ömür, binlerce yıl, sonsuza kadar yaşamak isterdim. Evet şimdi ölmektense, öyle yaşamak isterdim. Yaşayabilsem! Yalnızca yaşayabilsem, yaşayabilsem! Her ne şekilde olursa olsun, yaşayabilsem! Ne yaman bir gerçek!.. Aman Tanrım ne yüce bir duygu bu!., insan ne alçak bir yaratıkmış!..”
Sanki sevse vazgeçmezdi diyor insan ama bir yandan da aşkın kalıcı bir duygu olmadığını, zamanla sevgiye, alışkanlığa, bağlılığa döndüğünü sadece ben değil bütün dünya söylüyor.
Sevinçliyken yüreğinizin derinliklerine bakın göreceksiniz; sizi şimdi sevindiren, bir zamanlar üzenden başkası değildir.
Kederli olduğunuz zaman yine yüreğinize bakın göreceksiniz, aslında, bir zamanlar neşe kaynağınız olan için ağlamaktasınız.
Hayatı çalışmak yoluyla sevmek hayatın en derin sırrına ermek demektir. Fakat eğer ızdırap çekerken, doğduğunuz güne lanet edip bedeninizin yükünü taşımaya alnınızın kara yazısı sayıyorsanız, o zaman size cevabım şudur: Yazılanı silecek olan sadece alın terinizdir.