Bir başka kaygısı da "hayatımın eseri" dediği Kurtuluş Savaşı Destanı'yla ilgiliydi. Şöyle dert yanmıştı Moskova'da bana:
"İstiklal Savaşımızı anlattığım bu destan hayatımın eseridir. Aslında tam 66.000 dizeden oluşacaktı. Hapishanedeyken yazmaya başlamış ve sonra devam etmiştim. 66.000 dizeden 46.000'i halen kayıptır. Bunları parça parça Ali Naci'ye, Peride Celal'e ve bir akrabama vermiştim. Güya korkup yakmışlar ellerindeki kısımları. Kopyaları da yoktu. Yazık, çok yazık değil mi? Bunları bulmak belki de artık hiç mümkün olmayacak..."
Göstermek daha mı önemli?
Her gördüğünü gösterebiliyor musun?
Söylesene her gördüğünü gösterebiliyor musun? Rüyalarının fotoğrafını çekebiliyor musun?
Işığın yetiyor mu?
Netliğini ayarlayabiliyor musun?
Görmeyi sadece görmeyi biliyor musun?
Hem ne göstereceksin?
Haberleşmek için mi?
Kimlerle?
Kendinle habersiz kaldın mi hiç?
Gösterilemeyen şeyler görüyorum hep.
Gör! Sadece gör! ne olursun, o fotoğraflara görmek için bak!
Görüyor musun? Görüyor musun Nuran...
A Ay - Reha Erdem (1988)
Her ne olursa olsun, durum şu: Ben insan işlerinin ciddi olduğuna hiçbir zaman derinlemesine inanamamışımdır. Ciddiyet, eğer gördüğüm ve bana yalnızca eğlenceli ya da sıkıcı bir oyun gibi görünen bütün bu işlerde değilse, neredeydi, bu konuda hiçbir şey bilmiyordum.
...
Gerçi bazen yaşamı ciddiye alır gibi oluyordum. Ama ciddi şeyin kendisinin boşluğu çabucak gözüme çarpıyor ve elimden geldiği kadar rolümü oynamaya devam ediyordum yalnızca.