Öncelikle yüksek standartlarla birlikte varolan ya hep ya hiç düşüncesi ile mücadele etmemiz gerekiyor. Bir şeyin ya mükemmel ya da bir fiyasko olduğuna inanırsınız.Bir şeyi "iyi" olacak kadar yapmayı düşünemezsiniz.
Kendinizi herkesin rahatça anlaşabildiği nazik ve yardımsever bir insan olarak görüyorsunuz. Uzlaşmacı ve insanları memnun etmeye istekli bir tutum içindesiniz. Çatışmalı durumları önlemeye meyillisiniz ve doğal olarak da insanlarla iyi anlaşıyorsunuz. Kendinizi de uyumlu duruma getirmek için çaba harcıyorsunuz.
Kendinizi değerli hissetmeniz başarınıza bağlıdır. En küçük başarısızlık sizi tedirginleştirir. Eğer ciddi bir şey olursa (kovulursanız, iflas ederseniz, işle ilgili olarak ters bir şeyler olursa veya sizden üst konumda bir kişi tarafından hiçe sayılırsanız) utanç hissettiğiniz duygulara geri dönersiniz. Bunu uçlarda hissedersiniz; ya başarılı olur kendinizi mükemmel hissedersiniz ya da başarısız olur değersizlik yaşarsınız."
Eliot ve Maria'nın ikisinin de Kusurluluk şeması vardır. Eliot altta yatan utanç duygusuna narsizm ile karşıt saldırıya geçer, Maria ise değersizlik algısına teslim olur.
Gördüğünüz gibi hayatı zenginleştiren, dolu ve anlamlı kılan şeyler -yalnızca "iyi" hislerin değil- çok çeşitli hislerin ortaya çıkmasına neden olur. (Bu durum tabii sadece çocuklarımız için değil, tüm sevgi içeren ilişkilerimiz için de geçerlidir. Jean-Paul Sartre’ın "Cehennem başka insanlardan ibarettir." demesine pek şaşmamak lazım.)