Welat Boran

Welat Boran
@Sawer
Sawêr
Gerçek bir dostluk ancak erdemli insanlar, yani kendilerine hakim olabilen kişiler arasında mümkündür.
Sayfa 100·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Farklı teknikler, başarısı belli bir bilgi birikimi üzerine oturan sonuç alıcı bir etkinlik paradigması sunmalarına kar-şın, Sokrates, andığımız benzeşmenin teknik bilgiyle olan ilişkilerini sınırlama gereği duyar. Bu sınırlar esas itibariyle teknik bilgiyle ahlaki bilgi arasındaki zorlu farklılıklardan kaynaklanmaktadır. İlk fark, başarı için teknik bilgi gerekli koşulken, ahlaki bilginin gerekli ve yeterli olmasıdır. Bu fark Hippias Meizon'da (371 e-376 c) açıklanır; Sokrates belli bir teknik bilgi sahibi olan kişinin iyi ya da kötü bir sonuç alabileceğini savunur. Örneğin bir çömlekçi güzel bir vazo yapabileceği gibi, canı istemezse çok kötü bir vazo da yapabilecektir. Kesin olan bir şey varsa o da, yetkin bir çömlekçinin çömlekçilik hakkında bir şey bilmeyenden üstün olduğudur; bu konuda bilgisiz olan ne yaparsa yapsın elinden iyi bir iş çıkmayacaktır. Teknik yetkinlik, demek ki, başarı için gereklidir, ama yeterli değildir. Teknik para-digmanın moral bilgiye uygulanması bizi bu noktada, moral bilgiye sahip olan isterse erdemli, istemezse erdemsiz davranabilir gibi kabul edilemez bir sonuca götürür; oysa o kişi bilgisize göre bilmek gibi bir üstünlüğe sahip olduğundan erdemsiz bir biçimde davranamaz. Ya da adaletin ne oldu-ğunu bilen haksızlık yapamaz; işte tam bu nedenle, ahla-ki bilgi, teknik bilgiden farklı olarak, etkinliğin başarısı için gerekli ve yeterli bir koşul oluşturur.
Sayfa 78·Kitabı okudu
Ancak, acaba Sokrates bu konularda gerçekten bilgisiz midir? Muhataplarının çoğu, bilgisizliğini bahane ederek değişik erdemlerin doğasına ilişkin görüşlerini açıklamaktan kaçınması karşısında onun içtenliğinden kuşku duyarlar. Eğer böyleyse, Sokrates bilgisizliğin ilanını acaba neden bir aldatmaca, bir oyun gibi kullanmıştır? Sokrates'in amacı muhataplarının bilme yanılgısına düştükleri şeyi bilmediklerini ortaya çıkartmak olduğu sürece, zorunlu ola-rak soran, sorgulayan rolünü üstlenecek, bildiğini iddia eden de, bu alışverişte yanıtlayan konumunda olacaktır. Sokrates bilmediğini ileri sürerek asla yanıtlayan konumunda olmayacağını ortaya koymaktadır, -zaten hiçbir şey savunmaz- böylelikle de her zaman soran konumunda kalmayı sürdürür, çünkü bir bilgi iddiasının temelini eşelemek için o şeyi mutlaka bilmesi gerekmez. Thrasymakhos'un, hiçbir şeyi yanıtlamayan sitemine karşılık, bir şey bilmediğinin bilincinde olanın hiçbir şekilde yanıtlayamayacağını söyleyerek kendisini haklı çıkartır; tutumunu doğrular. Ünlü Sokrates ironisi de, işte tam bu noktadadır: Sokrates bilgi-sizliği, uyararak kendi sorgucu konumunu korur ve bildiği-ni ileri sürmek gibi bir hataya düşeni sıkıştırarak bilgisizliğini ortaya çıkartır. Sokrates ironisi bu durumda iki yönlü bir aldatmacaya yol açar: Sadece kendi bilgisizliğini ortaya koy-maz, muhatabını sahip olduğunu sandığı bilgiyi ortaya çıkart-maya özendirir. Zaten bu nedenle, hiçbir şey eğitmediğini savunarak (Savunma 19 d, 33 a), her zaman karşısındakiler-den bir şeyler öğrenmeye hevesli bir öğrenci gibi davrandığı-nı söyler (Hippias Elatton 369 d-e, 372 a-c ve izleyen üç bö-lüm). P. Hadot, bu durumu, "Sokratik ironi muhatabından bir şeyler öğrenmeye hevesliymiş gibi davranıp, onun sini bilge sandığı alanda bir şey bilmediğini ortaya
Sayfa 45·Kitabı okudu

Welat Boran

, bir kitap okudu
Puan vermedi·104 syf.·
2025 19. kitabı
Francis MacDonald Cornford
8.2/10 · 1.091 okunma
Bu matematiksel felsefenin başlangıcı, arit-metik ya da geometri alanında değil müzik ala-nında bir keşifti. Pythagoras, müzikal gamdaki (bu-gün de aynı şekilde adlandırılan) mükemmel uyumların -birinci, dördüncü ve sekizinci aralık-ların-tam olarak, toplamları mükemmel sayı 10'a eşit olan 1, 2, 3 ve 4 sayıları arasındaki oranlar biçiminde ifade edilebileceğini bulmuştur. Okta-vın (sekizinci sesin) oranı 2:1; beşinci sesin oranı 3:2; dördüncü sesin oranı 4:3'tür. Bu keşif, kuş-kusuz oynar köprülü bir monokord üzerinde, mükemmel aralıkları oluşturan çeşitli notaları elde etmek için gerekli tel uzunluklarını ölçerek yapıl-mıştır. Pratik bir müzisyen bunu muhtemelen hoş bir tuhaflık olarak görmüş fakat tellerini (bir müzisyenin her zaman yaptığı gibi) kulaktan akort etmeyi sürdürmüştür. Sıradan bir bilim adamı ise bu oranlarla neyin ölçüldüğünü düşünmeye de-vam edecek ve belki de-daha sonraki bir Pytha-gorasçı'nın bulduğu şeyi- bunların titreşimler ol-duğunu bulacaktır. Bir dahi olan Pythagoras keş-finde Doğanın bütün işleyişini aydınlatan bir ilke sezmiştir. Parmağınızı keman telinin üzerinde aşağı yu-karı kaydırırsanız, her iki yönde belirsizce uza-yan, sürekli incelen ve kalınlaşan bir dizi ses elde edersiniz. Tele bu sayısal oranlarca belirlenen nok-talarda basarsanız uyumlu seslere, sınırlı ve uyum-lu bir düzenin yapısına ulaşırsınız. Bütün müzikal gamlarda sabit olan bu yapı, yalnızca düzenin de-ğil aynı zamanda güzelliğin de dünyasının anah-tarıdır. Yunanca'da kozmos düzen olduğu kadar güzellik anlamına da gelir ve evreni bir kozmos olarak adlandıran kişinin Pythagoras olduğu söy-lenir. İşitme duyumuzu kuşatan seslerin kaotik ka-rışıklığı basit sınırlı ölçüm ilkesiyle sanat düzeni-nin uyumuna ve sonunda da sayıların orantılarına indirgenebiliyorsa bütün Doğa
Sayfa 70·Kitabı okudu