Welat Boran

Welat Boran
@Sawer
Sawêr
Amazon toplumlarında sadece yetimlerin değil, dulların, akıl hastalarının, engellilerin ya da sakatların da -kendilerine bakacak kimseleri yoksa reisin evine sığınmalarına izin verilir ve orada ortak yemeklerden pay alırlardı. Bunlara zaman zaman savaş esir-leri, özellikle de baskın seferlerinde götürülen çocuklar da eklenir-di. Safwa veya Lushailer arasında kaçaklar, borçlular, suçlular veya korumaya ihtiyaç duyan diğer kişiler, savaşta teslim olanlarla aynı konuma sahipti. Hepsi reisin maiyetinin üyeleri olur ve genç er-kekler, sıkça polis benzeri kanun uygulatıcıların rolünü üstlenirdi. Reisin hizmetkârları üzerinde gerçekte ne kadar güce sahip olduğu -Steiner, diğer şeylerin yanı sıra bir babanın bakmakla yükümlü olduğu kişiler ve onların mülkleri üzerinde keyfi komuta yetkisini ifade eden Roma Hukuku terimi potestas'ı kullanır- koğuşlardan kaçıp başka bir yere sığınmaya ne kadar kolay olduğuna veya akra-balar, klanlar ya da onları savunmaya istekli yabancılarla en azın-dan bazı bağları sürdürmeye bağlı olarak değişir. Reisin iradesini uygulama konusunda bu tür hizmetlilere ne kadar güvenilebileceği de farklılık gösterirdi ama bunun sadece potansiyeli önemliydi. Tüm bu tür durumlarda, sığınma yeri temini süreci genel olarak temel hane içi düzenlemelerin dönüşümüne yol açmış, özellikle de esir alınan kadınların dahil edilmesiyle, babaların potestas'ı daha da güçlendirilmiştir. Bu mantığa benzer bir şeyi, tarihsel olarak belgelenmiş ve her zaman ucube veya bağımsız olarak değerlendi-rilenleri kendisine çeken hemen hemen tüm kraliyet saraylarında tespit etmek mümkündür. Görünüşe göre, Çin'den And Dağları'na kadar saray toplumlarının bu kadar nevi şahsına münhasır birey-lere ev sahipliği yapmadığı hiçbir bölge yoktur ve aynı zamanda, dul ve yetimlerin koruyucusu
Sayfa 629·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Şöyle bir düşününce, şimdiye kadar pek tartışmadığımız- "me-deniyet" teriminin ilk aşamada bu şekilde kullanılması tuhaftır. İnsanlar "erken medeniyetlerden bahsettiklerinde, çoğunlukla bu bölümde tanımladığımız toplumlara ve onların doğrudan halefle-rine atıfta bulunuyorlar: Firavun Mısır'ı, İnka Peru'su, Aztek Mek-sika'sı, Han Çin'i, İmparatorluk Roma'sı, Antik Yunanistan ve belli bir ölçek ve anıtsallıkta diğerleri. Bunların hepsi çoğunlukla oto-riter hükümet, şiddet ve kadınların radikal biçimde ikincil konu-ma itilmesiyle bir arada tutulan, derinlemesine katmanlaşmış top-lumlardı. Gördüğümüz gibi fedakârlık, bu medeniyet kavramının arkasında gizlenen gölgedir: Üç temel özgürlüğümüzün ve hayatın kendisinin, -ister bir dünya düzeni ideali ister Cennetin Vekaleti veya doyumsuz tanrıların lütufları olsun- hiçbir zaman ulaşılama-yacak bir şey uğruna feda edilmesidir. Bazı çevrelerde "medeniyet" fikrinin kendisinin itibarsızlaşması şaşırtıcı mıdır? Burada çok te-mel bir şey ters gitti. Sorunlardan biri, "medeniyet"in aslen sadece şehirlerde yaşama alışkanlığını ifade ettiğini varsaymamızdır. Şehirlerin de devletleri ima ettiği düşünülüyordu. Fakat gördüğümüz gibi, tarihsel ve hatta etimolojik olarak durum böyle değildir. 139 "Medeniyet" kelimesi, aslında toplumların gönüllü koalisyon yoluyla kendilerini organize etmelerine izin veren siyasi bilgelik ve karşılıklı yardım nitelikle-rine atıfta bulunan Latince civilis'ten türemiştir. Diğer bir deyiş-le, başlangıçta İnka saraylıları veya Şang hanedanlarından ziyade, And'daki ayllu dernekleri veya Bask köyleri tarafından sergilenen türden nitelikler anlamına geliyordu. Karşılıklı yardımlaşma, top-lumsal işbirliği, sivil aktivizm, konukseverlik ya da sadece başkala-rını önemsemek gerçekten medeniyetleri yaratan şeylerse, o
Sayfa 524·Kitabı okudu
İster modern ister eski toplumlarda olsun, gücün gerçeklerini anlamak elitlerin yapabileceklerini iddia ettikleri ile gerçekte ya-pabilecekleri arasındaki uçurumu kabul etmektir. Sosyolog Philip Abrams'ın uzun zaman önce işaret ettiği gibi, bu ayrımı yapama-mak sosyal bilimcileri sayısız çıkmaza sürüklemiştir çünkü devlet, "siyasi uygulama maskesinin arkasında duran gerçeklik değildir. Siyasi uygulamayı olduğu gibi görmemizi engelleyen maskenin kendisidir". İkincisini anlamak için "devletin var olduğu anlam-lardan ziyade, var olmadığı anlamlara" dikkat etmemiz gerektiğini savundu. 138 Artık bu noktaların, modern rejimler için olduğu kadar antik siyasi rejimler için de hatta belki de onlar için daha fazla-güçlü bir şekilde geçerli olduğunu görebiliyoruz. "Devlet"in kökeni uzun süredir Eski Mısır, İnka Peru'su ve Şang Çin'i gibi çok çeşitli yerlerde aranıyordu ama şimdi devlet olarak kabul ettiğimiz şeyin hiçbir şekilde tarihte değişmez olmadığı or-taya çıktı; Tunç Çağı'nda başlayan uzun bir evrim sürecinin sonu-cundan ziyade, farklı kökenlere sahip üç siyasi biçimin (egemenlik, yönetim ve karizmatik rekabet) birleşimidir. Modern devletler, üç tahakküm ilkesinin bir araya gelmiş olduğu yollardan sadece biri-dir fakat bu kez, kralların gücünün "halk" ya da "millet" adı verilen bir varlık tarafından tutulduğu ve bürokrasilerin adı geçen "halk"ın yararı için var olduğu ve eski, aristokratik yarışmaların ve ödülle-rin bir çeşidinin, çoğunlukla milli seçimler hâlinde "demokrasi" olarak yeniden adlandırıldığı bir görüşle.
Sayfa 523·Kitabı okudu
Bu kitap boyunca, insanlık tarihinin büyük bölümünde basit-çe varsayılan üç temel özgürlüğe değinme fırsatı bulduk: hareket etme özgürlüğü, itaat etmeme özgürlüğü ve toplumsal ilişkiler ya-ratma veya onları dönüştürme özgürlüğü. Aynı zamanda İngilizce "özgür" kelimesinin sonuçta "arkadaş" anlamına gelen bir Germen teriminden türediğini de belirtmiştik çünkü özgür insanlardan farklı olarak, taahhütte bulunamadıkları veya söz veremedikleri için kölelerin arkadaşları olamaz. Zor bir durumdan fiziksel ola-rak kaçmak nasıl birinci özgürlüğün en temel unsuruysa söz verme özgürlüğü de üçüncü özgürlüğümüzün en temel ve asgari unsuru-dur. Aslında herhangi bir insan dilinde "özgürlük" için kaydedilen en eski kelime, kelimenin tam anlamıyla "anneye dönüş anlamı-na gelen Sümerce terim ama(r)-gi'dir çünkü Sümer kralları peri-yodik olarak borç özgürlüğüne ilişkin kararnameler çıkarır, ticari olmayan tüm borçları iptal eder ve bazı durumlarda alacaklılarının evlerinde borç kölesi olarak tutulanların akrabalarının yanına dön-melerine izin verirlerdi. İnsan özgürlüklerinin en temel unsuru olan söz verme ile taah-hütte bulunma ve dolayısıyla ilişkiler kurma özgürlüğü, nasıl tam tersine, yani piyonluğa, serfliğe veya kalıcı köleliğe dönüştürülebi-lirdi diye sorulabilir. Bunun tam da vaatlerin kişisel olmayan, akta-rılabilir, kısacası bürokratik hâle geldiği zaman gerçekleştiğini öne sürüyoruz.
Sayfa 517·Kitabı okudu

Welat Boran

, bir kitap okudu
Puan vermedi·416 syf.·
2025 17. kitabı
Martin Cohen
9/10 · 27 okunma