Sömürgeleştirmenin tasfiyesi, tam kurtuluşun, kendine ge-lişin başlangıcından başka bir şey değildir. Sömürge insanı, kendisini sömürgeleştirmeden özgürleştirmek için, işe kendi ezilmesiyle, grubunun eksiklikleriyle başlamalıdır. Kurtulu-şunun tam olabilmesi için kendisini mücadelesinin o kaçınıl-maz koşullarından kurtarmalıdır. Ulusunun ortaya çıkması ve onuru için mücadele etmek zorunda olduğu için bir milliyetçi olan sömürge insanı, bu ulus karşısında kendi özgürlüğünü fethetmelidir. Elbette kendisini bir milliyetçi olarak da onay-layabilir. Ama özgür bir seçime sahip olması ve yalnızca ulusu aracılığıyla var olmaması sürecin ayrılmaz bir parçasıdır. Ken-dinin hakimi olmalı ve bu grubun dini karşısında bu dini ister korusun ister reddetsin- özgür olmalı, onun aracılığıyla var olmaktan vazgeçmelidir. Aynı şey geçmiş, gelenek, etnik karakteristikler için de geçerlidir. Kısacası kendisini sömür-gecilerin sınıflamalarıyla tanımlamayı bırakmalıdır. Aynı şeyi, onu örtük biçimde olumsuz olarak karakterize eden şeyler için de söyleyebiliriz. Örneğin Doğu ile Batı arasındaki ünlü ve saçma uyuşmazlık; sömürgecinin kendisiyle sömürgeleş-tirilen arasında kalıcı bir set çekmesini sağladığı bu kemik-leşmiş antitez de böyledir. Doğuya dönüş ne anlama gelir ki? Tahakkümün çehresi Ingiltere ya da Fransa olsa bile, kültürel
ve teknik kazanımlar bütün halklara aittir. Bilim ne Batılıdır ne de Doğulu, ne burjuvadır ne proleter. Beton dökmenin yal-nızca iki yolu vardır: ya doğru dökersin ya yanlış.