Welat Boran

Welat Boran
@Sawer
Sawêr
Sömürgeleştirme sömürgeciyi ancak bozabilir. Onu aynı derecede felakete yol açan sonuçları olan bir alternatifin önüne koyar: bir yanda kendi yararına kabullendiği gündelik adaletsizlik, öte yanda zorunlu ama asla tamamlanmayan kendini kurban etme. Sömürgecinin durumu işte budur; kabul ederse bireysel olarak çürür, reddederse kendini inkâr eder. Solcu sömürgecinin rolü uzun süre oynanamaz; yaşanamaz bir durumdur. Suçluluktan ve ıstırap çekmekten, hatta en sonunda inançsızlıktan kendini alamaz. Her zaman ayartıcılığın ve utancın, son tahlilde de suçluluğun eşiğindedir. Kolonyalistin yaptığı sömürge durumu analizi daha tutarlı ve belki de daha aklı başındadır, çünkü bir düzenlemenin olanaksızlığını hep bilir. Oysa, solcu sömürgeci sanki bir düzenleme müş gibi davranmıştır daima. Kolonyalist her tür tavizin kendisini tehdit ettiğini anlamış olduğundan, sömürge sistemini her yolla onaylar ve korur. Ama hangi ayrıcalıklar, hangi maddi avantajlar ruhunu yitirmeye değer? Kısacası, sömürge macerası sömürge insanına ciddi ölçüde zarar verirken, sömürgeci için de hep eksikliktir.
Sayfa 147·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sömürgeleştirmenin ürünü ve kurbanı olan insanın dramı böyle devam eder: Kendisiyle neredeyse asla uyuşmaz. Örneğin sömürge resim sanatı iki kutup arasında denge-de durur. Kişiliksizleşmeye varana dek Avrupa'ya aşırı boyun eğişten benliğine öyle şiddetli bir dönüş yapar ki, bu hem zararlıdır hem de estetik açıdan yanıltıcıdır. Uyum buluna-mayınca, benlik sorgulaması devam eder. Isyan öncesinde ve sırasında sömürge insanı sömürgeciyi hep bir model ya da anti-tez olarak görür. Ona karşı mücadele etmeyi sürdürür. Ne olduğuyla ne olmak istediği arasında gidip gelmiştir, şimdi de, ne olmak istediğiyle kendisini ne yaptığı arasında gidip gelir. Ne var ki kendisiyle acılı uyumsuzluğu devam eder. Sömürge insanının tam olarak iyileşebilmesi için yabancı-laşması tamamıyla yok olmalıdır. Sömürgeleştirmenin tama-men yok olmasını beklemek zorundayız isyan dönemi de dahil olmak üzere.
Sayfa 143·Kitabı okudu
Ikinci nokta, kendine gelmenin ve mücadelenin temel bir öğesi halini alan bu olumsuz unsur kendini ortaya koyacak ve mutlak anlamda yüceltilecektir. Yaralarını ve kırışıklıklarını kabul etmekle kalmaz, bunları övgüye değer bulur. Özgüven kazanırken, dünyaya kendisini olduğu gibi sunarken, kendi eleştirisini kolaylıkla yapamaz. Sömürgeciyi ve sömürgeleş-tirmeyi şiddetle devirmeyi biliyor olsa da, kendi gerçek ha-line ve sömürgeleştirme sırasında felakete yol açacak derece-de edindiği şeylere son veremez. Kendisini bütünüyle sunar ve neyse o olduğunu geldiği nokta olan, sömürgeleştirilmiş varlık- kabul eder. Aniden, sömürgecinin suçlamasının tam tersine, sömürge insanı, kültürü, ülkesi, ona ait olan her şey, temsil ettiği her şey birdenbire kusursuz ölçüde olumlu unsur-lar haline gelir. En sonunda kendimizi bir karşı-mitolojiyle karşı karşıya buluruz. Sömürgecinin ona dayattığı olumsuz mitin ardından, sömürge insanının sunduğu kendisiyle ilgili olumlu bir mit gelir; tıpkı olumsuz bir proletarya mitinin karşısında olumlu bir proletarya mitinin olması gibi. Sömürge insanının ve ço-ğunlukla dostlarının söylediklerine bakılırsa, örf ve adetleriarasında, eylemleri ve planları arasında her şey iyidir, her şey korunmalıdır; anakronik ya da kargaşa içinde olanlar, ahlâki açıdan hatalı ya da yanlış olanlar bile. Her şey açıklandığına göre her şey haklı çıkarılır. Sömürge insanının protestodan doğan özgüveni kendisini bu protestoyla ilişkili olarak tanımlamayı sürdürür. İsyanın ortasında, sömürge insanı, sömürgeci ve sömürgeleştirmeye kar-şı, dolayısıyla onlarla ilintili olarak düşünmeye, hissetmeye ve yaşamaya devam eder.
Sayfa 141·Kitabı okudu
Kendini yenilemenin gerekliliği, içerdiği belirsizlik kadar açık seçiktir. Sömürge insanının isyanı kendi başına net bir tavır olsa da, içeriği bulanık olabilir; çünkü belirsiz bir durumun -sömürge durumunun-bir sonucudur. Birincisi, dışlama yönündeki meydan okumayı benimseyen sömürge insanı farklı ve ayrı olmayı kabul eder, ama onun öz-günlüğü sömürgeci tarafından sınırlanmış ve tanımlanmıştır. Dolayısıyla o, din ve gelenektir, tekniğe yatkın olamayıştır, Doğu dediğimiz kendine özgü hamurdandır. Evet, çok doğru, bunu kabul eder. Siyah bir yazar, siyahların, kendi halkının doğasının makine uygarlığına uygun olmadığını bize açık-lamak için elinden geleni yaptı. Bundan tuhaf bir gurur du-yuyordu. Kısacası, sömürge insanı, sömürgecinin kendisine dayattığı o resme denk düştüğünü geçici de olsa kabul eder. Kendini toparladığında bile sömürgecinin aldatmacasını kabul etmeyi sürdürür.
Sayfa 140·Kitabı okudu
Burada da sömürge insanı için matematik, felsefe, hatta tek-nolojinin yanında başka acil konular vardır. Tüm bir halkın kendini keşfetme hareketine en uygun araç verilmelidir: Doğ-rudan doğruya bu halkın bağrından çıktığı için onun ruhuna en kısa yoldan ulaşan bir araç. Bu yol sevgi ve şefkat, kızgın-lık ve öfke sözcüklerinin yoludur; çömlekçinin çömlekleriyle, ayakkabıcının ayakkabı tabanlarıyla konuşurken kullandığı sözcüklerdir. Eğitim daha sonra gelecektir; beşeri bilimler ve temel bilimler de öyle. Bu halk beklemeyi çok iyi biliyor za-ten. Kaldı ki, bugün kekeleyen bu dilin gelişip zenginleşeme-yeceğini kim söyleyebilir ki? Bu dilin unutulmuş hazineleri keşfedilmeye başlandı bile. Gözardı edilemeyecek bir geçmiş-le olası bir devamlılık görülmeye başlandı. Artık tereddüte ve kısmi önlemlere yer yok! Tam tersine, nasıl kopuşacağını, nasıl ileriye atılacağını bilmeli insan. Hatta tüm zorlukların en büyüğünü bile seçebilir. Sömürgecinin dilinin tüm ilave kolaylıklarını kendine yasak edecek kadar ileriye gidecektir; bu dili olabildiğince sık ve en kısa zamanda değiştirecektir. Sıradan dille akademik dil arasında tercihini akademik dil-den yana yaparak, aranan iletişimi daha da güçleştirme ni göze alacaktır. Şimdi önemli olan, özgün doğası ne olursa olsun, halkını yeniden inşa etmek; birliğini tekrar sağlamak, onunla iletişim kurmak ve ona ait olduğunu hissettirmektir. Sömürge insanı ne bedel öderse ödesin bunun yapılması gerekir. Böylece, enternasyonalist değil, milliyetçi olacaktır el-bette. Doğal olarak, böyle yapınca dışlamacılık ve şovenizme düşme, en dar ilkelere bağlanma ve ulusal dayanışmayı insa-ni dayanışmanın karşısına çıkarma -hatta etnik dayanışmayı ulusal dayanışmanın karşısına çıkarma- riskiyle karşı karşıya gelecektir. Ama sömürge insanının zihnini
Sayfa 138·Kitabı okudu