Bu içsel kasılmalar ve çarpıklıklar amaçlarına ulaşabilir. Uzun, acılı ve, elbette çelişkilerle dolu bir süreç sonunda sö-mürge insanı belki de sömürgecilerin arasına girebilir. Tarihin erozyonunun çözemeyeceği bir sorun yoktur. Sadece zaman ve kuşak sorunudur bu. Ne var ki bir koşul vardır: Çelişik düşünceler içermemek. Oysa, sömürge çerçevesi içinde asimi-lasyon, olanaksız olduğunu kanıtlamıştır.
Asimilasyon adayı, ödemesi gereken ve asla ödemeyi biti-remeyeceği fahiş bir fiyattan sonunda her zaman usanmaya başlar. Çabasının tam anlamını panik içinde keşfeder. Sömür-gecinin tüm suçlamalarını ve hükümlerini üstlendiğini, ken-di halkına savcılarının gözüyle bakmaya alıştığını kavradığı an, dramatik bir andır. Doğru, kendi halkı kusursuz değildir, hatta onları suçlamak da mümkündür. Halkına ve değerlerine karşı sabırsızlığının somut bir temeli vardır. Onlardaki her şey geçerliliğini yitirmiş, verimsiz ve gülünçtür. lyi de ne yani? Onlar onun kendi halkıdır, kendisi yüreğinin derinliklerinde onlardan biridir ve asla onlardan biri olmaktan vazgeçmemiş-tir! Yüzyıllar içerisinde dengelenmiş bu ritim, ağzını ve mide-sini bu kadar iyi dolduran yiyecekler, bunlar gene de onundur; onlar gene de kendisidir. İçindeki en gerçek şeyden, ödünç alınmamış tek şeyden tüm yaşamı boyunca utanmak zorunda mıdır? Kendisini inkâr etmekte ısrarlı olmak zorunda mıdır? Kaldı ki buna her zaman katlanabilecek midir? Kurtuluşu, kendine sistematik olarak saldırmaktan mı geçmek zorunda?
Bununla birlikte en büyük imkânsızlık kendi var oluşunu yadsımak değildir, çünkü çok geçmeden keşfeder ki, her şeyi kabul etse bile kurtulamayacaktır. Asimile olmak için insanın grubunu terk etmesi yetmez, başka bir gruba da girmesi gere-kir; bu noktada sömürgecinin reddiyle karşılaşır.
Sömürge insanının