Welat Boran

Welat Boran
@Sawer
Sawêr
sömürge insanı kendi dilini ancak yoksul bir şive olarak tanımaktadır. Gündelik olanın ve duyguların en temellerinin dışına çıkabilmek için sömürgecinin dilini ödünç almak zorundaydı. Özerk ve ayrı kaderini keşfedince hemen kendi diline geri döner. Kelime dağarcığının sınırlı olduğu, sözdiziminin bozulmuş olduğu, bu dilde yüksek matematik ya da felsefe dersi vermenin komik olacağı ona ironik bir şe-kilde belirtilir. Uzun vadede sömürgeciden çok sömürge in-sanına pahalıya patlayacak olan bu gereksiz meydan okuyuşa solcu sömürgeci bile şaşırır. Motorları açıklamak ya da soyut konuları öğretmek için neden Batı dillerini kullanmayı sür-dürmesin ki? Burada da sömürge insanı için matematik, felsefe, hatta tek-nolojinin yanında başka acil konular vardır. Tüm bir halkın kendini keşfetme hareketine en uygun araç verilmelidir: Doğ-rudan doğruya bu halkın bağrından çıktığı için onun ruhuna en kısa yoldan ulaşan bir araç. Bu yol sevgi ve şefkat, kızgın-lık ve öfke sözcüklerinin yoludur; çömlekçinin çömlekleriyle, ayakkabıcının ayakkabı tabanlarıyla konuşurken kullandığı sözcüklerdir. Eğitim daha sonra gelecektir; beşeri bilimler ve temel bilimler de öyle. Bu halk beklemeyi çok iyi biliyor za-ten. Kaldı ki, bugün kekeleyen bu dilin gelişip zenginleşeme-yeceğini kim söyleyebilir ki? Bu dilin unutulmuş hazineleri keşfedilmeye başlandı bile. Gözardı edilemeyecek bir geçmiş-le olası bir devamlılık görülmeye başlandı. Artık tereddüte ve kısmi önlemlere yer yok! Tam tersine, nasıl kopuşacağını, nasıl ileriye atılacağını bilmeli insan. Hatta tüm zorlukların en büyüğünü bile seçebilir. Sömürgecinin dilinin tüm ilave kolaylıklarını kendine yasak edecek kadar ileriye gidecektir; bu dili olabildiğince sık ve en kısa zamanda değiştirecektir. Sıradan dille akademik dil arasında tercihini
Sayfa 138·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Şimdi, hiç değilse içsel olarak dinden kopmuş olan ve Ra-mazanda yemek yiyen genç aydın gösterişle oruç tutmaya baş-lar. Ritüelleri kaçınılmaz aile angaryası olarak gören bu aydın, aynı ritüelleri toplumsal yaşamına tekrar sokar, onlara dün-yayı algısında bir yer verir. Bunları daha iyi kullanmak için unutulmuş mesajları yeniden açıklar ve bugünün ihtiyaçlarına uyarlar. O zaman dinin yalnızca görünmeyenle iletişim kurma çabası olmadığını, tüm grup için olağanüstü bir paylaşma yeri olduğunu da keşfeder. Sömürge insanı, liderleri ve aydınları, gelenekçileri ve liberalleri, toplumun tüm sınıfları orada bir araya gelebilir, bağlarını pekiştirebilir, birliklerini yoklayarak yeniden yaratabilir. Aracın amaç haline gelmesi gibi hatırı sa-yılır bir risk vardır kuşkusuz. Eski mitlere dikkatini yöneltip onlara güç kazandırırken, bu mitlere tehlikeli şekilde yeniden can verir. Bunda, sömürge liderlerinin sınırlı amaçlarının öte-sine uzanmalarını sağlayan beklenmedik bir güç bulurlar. Dine gerçek bir geri dönüş görürüz. Hatta öyle olabilir ki, laikleşme-yi tüm zihinsel ve toplumsal ilerlemenin koşulu olarak gören ve olayların akışına kapılmış aydın ya da liberal burjuvazi bile bu küçümsenen geleneklere yakınlık duyabilir... Ne var ki, bir dış gözlemciye çok önemli görünen ve halkın genel sağlığı için belki gerçekten önemli olan bütün bu şeyler sömürge insanı için özünde ikincil plandadır. Artık eyleminin harekete geçirici ilkesini keşfetmiştir. Halkını yüreklendir-meli ve onunla dayanışmasını göstermelidir. Açıktır ki onun dini bu halkı oluşturan unsurlardan biridir. Bandung'da tüm dünyanın solcularının hayret ve utanç dolu bakışları altında konferansın iki temel ilkesinden biri dindi.
Sayfa 137·Kitabı okudu
Ne var ki başlangıçta sömürge insanının talebi ayrımsal ve ken-di içine kapanmıştır: Son derece sınırlıdır ve sömürgenin duru-mu ile sömürgecinin gereksinimleri tarafından koşullanmıştır. Sömürge insanı kendisini tutkuyla kabul eder ve dayatır. Ama o kimdir? Elbette ki, tüm insanların ortak evrensel de-ğerlerinin sahibi, genel olarak insan değil. Aslında o bu evren-sellikten hem sözde hem de fiiliyatta dışlanmıştır. Tam tersi-ne, onu öteki insanlardan farklı kılan şeyler aranıp bulunmuş ve onun özünü oluşturacak şekilde kemikleşmiştir. Ötekilerle asla özdeşleşemeyeceği ona kibirle kanıtlanmıştır; onda bu-lunan ve ötekilerin özdeşleşemeyeceği şeylere doğru küçüm-semeyle itilmiştir. Öyle olsun! O budur, bu adam olacaktır. Onun Avrupa'ya hayran olmasına ve kendinin kılmasına ne-den olan aynı tutku, farklılıklarını dayatmasına da neden ola-caktır; zaten bu farklılıklar onun içindedir ve özellikle onun özünü oluşturur.
Sayfa 136·Kitabı okudu
Asimilasyon bir kenara bırakılınca, sömürge insanının kurtuluşu, benliğinin ve özerk onurunun yeniden keşfı sayesinde gerçekleşmelidir. Sömürgeciyi taklit etme çabaları kendini inkâr etmeyi gerek-tiriyordu; sömürgecinin reddi ise kendini keşfetmenin vazge-çilmez bir başlangıcıdır. Bu suçlayıcı ve yok edici görüntüden kurtulmak gerekir; baskıya cesaretle saldırmak gerekir, çünkü çevresinden dolanıp gitmek olanaksızdır. Bu kadar uzun süre sömürgeci tarafından reddedildikten sonra, sömürge insanı-nın sömürgeciyi reddetme günü gelmiştir.
Sayfa 133·Kitabı okudu
Bu içsel kasılmalar ve çarpıklıklar amaçlarına ulaşabilir. Uzun, acılı ve, elbette çelişkilerle dolu bir süreç sonunda sö-mürge insanı belki de sömürgecilerin arasına girebilir. Tarihin erozyonunun çözemeyeceği bir sorun yoktur. Sadece zaman ve kuşak sorunudur bu. Ne var ki bir koşul vardır: Çelişik düşünceler içermemek. Oysa, sömürge çerçevesi içinde asimi-lasyon, olanaksız olduğunu kanıtlamıştır. Asimilasyon adayı, ödemesi gereken ve asla ödemeyi biti-remeyeceği fahiş bir fiyattan sonunda her zaman usanmaya başlar. Çabasının tam anlamını panik içinde keşfeder. Sömür-gecinin tüm suçlamalarını ve hükümlerini üstlendiğini, ken-di halkına savcılarının gözüyle bakmaya alıştığını kavradığı an, dramatik bir andır. Doğru, kendi halkı kusursuz değildir, hatta onları suçlamak da mümkündür. Halkına ve değerlerine karşı sabırsızlığının somut bir temeli vardır. Onlardaki her şey geçerliliğini yitirmiş, verimsiz ve gülünçtür. lyi de ne yani? Onlar onun kendi halkıdır, kendisi yüreğinin derinliklerinde onlardan biridir ve asla onlardan biri olmaktan vazgeçmemiş-tir! Yüzyıllar içerisinde dengelenmiş bu ritim, ağzını ve mide-sini bu kadar iyi dolduran yiyecekler, bunlar gene de onundur; onlar gene de kendisidir. İçindeki en gerçek şeyden, ödünç alınmamış tek şeyden tüm yaşamı boyunca utanmak zorunda mıdır? Kendisini inkâr etmekte ısrarlı olmak zorunda mıdır? Kaldı ki buna her zaman katlanabilecek midir? Kurtuluşu, kendine sistematik olarak saldırmaktan mı geçmek zorunda? Bununla birlikte en büyük imkânsızlık kendi var oluşunu yadsımak değildir, çünkü çok geçmeden keşfeder ki, her şeyi kabul etse bile kurtulamayacaktır. Asimile olmak için insanın grubunu terk etmesi yetmez, başka bir gruba da girmesi gere-kir; bu noktada sömürgecinin reddiyle karşılaşır. Sömürge insanının