Welat Boran

Welat Boran
@Sawer
Sawêr
Sömürgeleştirilenin ilk teşebbüsü, derisini değiştirerek durumunu değiştirmektir. Elinin altında, çok yakında, cazip bir model vardır: sömürgeci. Sömürgeci onun kusurlarının hiçbirine sahip değildir, her tür hakkı vardır, her tür mala mülke sahip olur ve prestiji yüksektir. Sonuçta o, kıyaslamanın öteki terimidir; sömürge insanını ezen ve kulluk durumunda tutan taraftır. Sömürge insanının ilk isteği, bu muhteşem modelin dengi olmak ve onun içinde yok olana dek ona benzemektir. Aslında sömürgeciye hayranlığı ön koşul olarak gören bu adımla, sömürgeciliğin onaylandığı sonucu çıkarılabilir. Ama apaçık bir diyalektikle, sömürge insanı tam da kaderiyle uyum sağladığı anda, kendisini büyük bir kararlılıkla reddeder. Yani sömürge durumunu başka bir şekilde reddeder. Benliğin reddi ve ötekine yönelik sevgi, tüm asimilasyon adayları arasında yaygındır. Üstelik bu kurtuluş girişiminin iki bileşeni birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Sömürgeci sevgisinin altında, utançtan kendinden nefret etmeye uzanan karmaşık duygular yer alır.
Sayfa 126·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sömürge insanının vücudu ve yüzü hoş değildir! Böyle bir tarihsel şanssızlığın ağırlığı zarar görmeden taşınamaz. Sö-mürgecinin yüzü ezenin iğrenç yüzüyken, kurbanının yüzü kesinlikle sükunet ve uyum taşıyamaz. Sömürgeleştirilenin varlığı sömürgeciliğin mitine uygun değildir, ama gene de tanınabilir. Baskının yarattığı bir varlık olarak, ister istemez kusurludur, eksiklidir. Bütün bunlardan sonra, sömürge ilişkisine gelip boyun eğe-ceğine kim inanabilir? Ona ayrılan aşağılanma ve çaresizlik simgesini ve sömürgecilik ilişkisini nasıl kabullenebilir? Her sömürge insanında temel bir değişim ihtiyacı vardır. Bunu fark etmemek için, ya sömürge olgusunu hiç bilmemek gerekir ya da kör bencilliğin çok güçlü olması gerekir. Örneğin sömürge insanının taleplerinin birkaç aydının ya da hırslı bireylerin, hayalkırıklığının ya da kişisel çıkarlarını savunmanın işi ol-duğunu ileri sürmek kusursuz bir aldatmaca örneğidir, hem de tam bir yansıtmadır: Yalnızca çıkarlarıyla hareket edenlerin başkalarını da çıkarla açıklaması. Böylelikle, sömürge nın reddi yüzeysel bir olguya indirgenmiş olur, ama aslında tam da sömürge durumunun doğasından kaynaklanmaktadır. Burjuvanın çiftdillilikten daha fazla çektiği doğrudur; kül- türel yarılmayı aydın daha fazla yaşar. Okuma yazması olma-yan kişi kendi dilinin duvarları içine hapsolmuştur ve sözlü kültürün kırıntılarını eveleyip geveler. Kaderlerini anlayanlar sabırsızlaşır ve artık sömürgeleştirmeye katlanamazlar. Ama acı çekenler ve reddedenler en iyilerdir ve tek yaptıkları, ortak bahtsızlıklarını ifade etmektir. Ifade etmemiş olsalar, sesleri neden bu kadar hızla duyulsun, bu kadar iyi anlaşılsın ve itaat edilsin? Sömürge sistemini anlamayı seçen bir insan, bu sistemin istikrarsızlığını ve dengesinin sürekli tehdit altında olduğunu kabul
Sayfa 125·Kitabı okudu
Sömürgecilik kapitalist yayılmacılığın bir sonucu muydu, yoksa doymak bilmez işadamlarının tesa-düfen ellerine geçirdikleri bir girişim mi? Son tahlilde bütün bunların hiçbiri önemli değildir. Önemli olan, bugünkü sömür-geleştirme ve sömürgeleştirilen gerçeğidir. Sömürgeleştirile-nin sömürgeleştirme olmadan nasıl olacağını hiç bilmiyoruz, ama bunun sonucunda neler olduğunu kesinlikle görüyoruz. Sömürgeci boyun eğdirmek ve sömürmek için sömürge insa-nını tarihsel ve toplumsal, kültürel ve teknik akışın dışına itti. Güncel ve gerçek olan şey, sömürge insanının kültürünün, toplumunun ve teknolojisinin ciddi bir zarar gördüğü, karşı-lığında da yeni bir yetenek ve yeni bir kültür edinmediğidir. Sömürgeleştirmenin açık sonucu, artık sömürge halkı arasın-da sanatçı ve teknisyen kalmamasıdır. Sömürge halkı arasında teknik bir yetersizliğin var olduğu da doğrudur. Sömürgeci tepeden bakar bir havayla, "Arap tarzı çalışma," der. Ama bı-rakın davranışı için bir mazeret ve lehine bir kıyaslama nok-tası bulmayı, bunda kendi suçunu görmesi gerekir. Sömürge insanının nasıl çalışılacağını bilmediği doğrudur. Ama onlara modern teknikler nerede öğretildi, kim öğretti? Meslek okul-ları ve çıraklık merkezleri neredeydi? Bazen, "Endüstriyel yöntemlere çok fazla önem veriyorsun. Ya el sanatları? Kurumuş ağaçtan yapılmış şu masaya bak; ne-den sandık tahtalarıyla yapılmış? İşçiliği de kötü, kötü plan-lanmış, ne boyanmış ne de cilalanmış," denildiğini işitiyorum. Evet, elbette bu tasvir doğrudur. O çay masalarının tek doğru dürüst özelliği biçimleridir -zanaatkârların yüzyıllar kadar eski gelenekten gelen yeteneğidir bu. Geri kalanına gelince, yaratıyı esinleyen taleptir. Bu masalar kimler için yapılıyor? Satın alan kişi rende, cila ya da boya için fazladan para ödeye-cek durumda değil. Bu
On yıllar süren sömürgeleştirmeden son-ra sokaktaki çocukların sayısı sınıftakilerden katbekat fazladır; hastane yatakları hastaların sayısına oranla acınacak derecede azdır; otoyol sisteminin amacı sömürge insanının ihtiyaçlarını gözetmek kesinlikle değildir, sömürgecinin ihtiyaçlarına sıkı sıkıya bağlıdır. Bu kadarcık şey için mi sömürgecilik vazgeçil-mezdir? 1952 Tunus'unun her koşulda 1881'dekinden farklı olacağını varsaymak cesur bir davranış olur mu? Kaldı ki, in-sanlar arasındaki değiş tokuş ve etkilemenin olası tek yöntemi tahakküm değildir. Başka birçok küçük ülke sömürgeleştiril-meden kendilerini büyük ölçüde dönüştürmüştür. Keza çok sayıda Orta Avrupa ülkesi de... Ama dinleyicimiz bir süredir kuşkulu kuşkulu gülümsü-yor. "Evet, ama bu aynı şey değil." "Neden olmasın? Bu ülkelerin nüfusunun Avrupalı olduğu-nu mu kastediyorsunuz?" "Eeee, evet!" "İşte, efendim. Siz bir ırkçısınız, hepsi bu." Gerçekten de aynı temel önyargıya geri dönmüş oluyoruz. Avrupalılar dünyayı fethetti, çünkü doğaları buna eğilimliydi, Avrupalı olmayanlar da sömürgeleştirildi, çünkü doğaları on-ları buna mahkûm etmişti.
Sayfa 120·Kitabı okudu
Bu aynı sahte soruna, birçok insanı rahatsız eden şu soru sorulur. Sömürge insanı gene de sömürgeleştirmeden yarar-lanmadı mı? Sömürgeci yollar açmadı mı, hastaneler, okullar inşa etmedi mi? Bu tereddüt, sömürgeleştirmenin olumlu yanları olduğunu da söylemekle aynı kapıya çıkar; çünkü sö-mürgecilik olmasa ne yollar, ne hastaneler, ne okullar olurdu. Nereden biliyoruz? Neden sömürge insanının, sömürgecinin onu bulduğu durumda donmuş halde kalacağını varsaymak zorundayız? Tam tersi bir görüşü de ileri sürebiliriz. Sömürge-leştirme gerçekleşmemiş olsaydı, daha fazla okul ve daha fazla hastane olurdu. Tunus tarihi daha iyi bilinse, ülkenin o zaman olaylara gebe olduğu kavranacaktı. Sömürge insanını tarihten dışladıktan, her türlü gelişmeyi ona yasakladıktan sonra, sö-mürgeci, onun özünde hareketsiz olduğunu, geçmişte de ke-sin olarak hareketsiz olduğunu ileri sürer.
Sayfa 120·Kitabı okudu