Bence dünyanın en güzel romanı budur... Evet, kabul ediyorum, tamamen kişisel bir görüş bu ancak ben öyle olduğuna inanıyorum. Bu görüşe ilk sahip olduğumda henüz bir üniversite öğrencisiydim ve kitap okuma maceramın başlarında sayılırdım. Lakin aradan uzun yıllar geçti, aralarında hatırı sayılır miktarda roman da olan binden fazla kitap okumuş birisiyim artık ve Gün Olur Asra Bedel’i bir kez daha okuduğum zaman bu fikrimin değişmesini geçtim, iyice pekiştiğini gördüm. İyi bildiğimi düşündüğüm romanın bende eksik kalan taraflarını da keşfetmiş oldum.
Muhteşem bir kurgu, olağanüstü bir anlatımı var. Cengiz Aytmatov bu kitapla edebiyatın zirvesine çıkıyor. Kadim dostu Kazangap'ın cenazesini defnetmeye çalışan Yedigey'in, o “bir gün içinde” yaşadıkları ve geri dönüşlerle anlatılanlar çok farklı bir romanla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor bize...
Birbirinden bağımsız gibi görünen ve farklı zamanlarda yaşanan hadiseleri öyle bir bağlıyor ki şaşıp kalıyorsunuz. Üstelik ortak mekân kullanıyor çoğu zaman: Sarı Özek bozkırı…
Sarı Özek bozkırı, neredeyse çöle benzeyen uçsuz bucaksız bir mekândır. Kazakistan’da bulunur ve Yedigey’in çalıştığı, yaşadığı Boranlı istasyonu da burada bir yerde bulunur.
Aytmatov tam bu bozkırda cereyan eden bazı hadiseleri kullanıyor. Mesela Nayman Ana efsanesi ve mankurtlaşma. Çok, çok eski zamanların bir öyküsüdür bu. Ardından aynı yerde bu sefer Abutalip Kuttubayev adlı bir öğretmenin, bir babanın trajedisini veriyor. Bu sefer 1950’li yıllardayız. Son olaraksa 1970’lerin sonlarında buradaki bir uzay üssü üzerinden bir şeyler anlatıyor. Tabii, devam hikayesi olan ve ayrı bir kitap durumundaki Cengiz Han’a Küsen Bulut’ta da yine Sarı Özek’de idam edilen aşıkları ve Cengiz Han’ı terk eden bulutu işliyor. Bu farklı zaman olaylarının ortak