Taha EKŞİOĞLU

Taha EKŞİOĞLU
@Scapegoatt
21 Eylül 1999
229 okur puanı
Ocak 2026 tarihinde katıldı
Johan Vilhelm Snellman
Machiavelli, bir hükümdarın kendini nasıl sevdirmesi değil de korkutması gerektiğini anlattıktan sonra şunu ekler: "Bu, uyruklarının mülkünden ve kadınlarından uzak durmasıyla olur"; "çünkü insanlar babalarının ölümünü, miraslarının kaybından daha kolay unuturlar." Bu sert bir ifade gibi tınlar, ancak hem doğru hem de haklıdır. Çünkü insan, kaçınılmaz olanın önünde eğilmek zorundadır ve artık geri alınamayacak olanı unutabilir. Ancak yapılmış bir adaletsizliği onaylayamaz ve bu adaletsizlik dışsal bir mülkiyete yönelik olduğunda ve henüz ortadan kaldırılması mümkünken, hakkını talep etmesi doğrudur; çünkü o, bununla birlikte bizatihi doğru olanı talep etmektedir.
Felsefe
Johan Vilhelm Snellman
Bu inanç, yasanın geçerli olduğu ve sivil özgürlüğün bulunduğu her devlette geneldir. Yasanın gücü kendi adına bu inanca dayanır ve o, yasanın hükümlerini en yüksek hak kılar. Bu durum, her şeyden çok, yasanın tesadüfi olmadığını, aksine bir ulusun gelişimini ve doğruya dair bilincini gerçekten ifade ettiğini kanıtlar. Bu nedenle, aristokratların, rahiplerin vb. sert yasalar yoluyla bir halkı cehalet ve kölelik içinde tuttuğundan bahsedildiğinde; bu, sanki birkaç aristokratın bir ulusu süt ve balın aktığı bir Kenan diyarı yerine sert bir iklime sahip kısır bir ülkeyi seçmeye zorladığını söylemek kadar ahmakça bir muhakemedir. Bir ulusa, onun kültürel gelişim derecesinin (bildung) izin verdiğinden başka yasalar vermeyi istemek beyhudedir. Metin içi Not: "En iyi yasalara sahip bir devlette, yargılanan ve ertesi gün asılması gereken bir adam, Türkiye'deki (Osmanlı'daki) bir paşadan daha özgürdür."
Felsefe
Johan Vilhelm Snellman
İnsani ilişkilere son derece sakin ve önyargısız yaklaşan Montesquieu, kendi döneminden kısa süre önce uygar Avrupa'da yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlamış olan kölelik kurumu hakkında çağdaşlarının verdiği o mutlak mahkûmiyet hükmünü göz ardı ederek, bu meseleye de aynı soğukkanlılıkla yaklaşır. Şöyle der: "Despotik devletlerde, özgür bireyler olarak kendilerini hükümete karşı koruyamayacak kadar zayıf olan insanlar, hükümete hükmedenlerin kölesi olurlar."
Felsefe
Johan Vilhelm Snellman
Madalyonun diğer yüzünde ise, kitlelerin bazı durumlarda eylemin ahlaki değerine dair sarsılmaz bir inanca sahip olduğu görülür. Bu inanç ekseriyetle, "Bunun Tanrı'nın iradesi olduğu" yönündeki dinsel inanca dayanır. İlahi buyruk korkudan (ebedi ceza korkusundan) ötürü değil de özgür iradeyle ve Tanrı sevgisiyle yerine getirildiğinde, bu temelin kendisi şüphesiz iyidir. Ancak dinin ahlaki öğretileri de tıpkı seküler ahlak teorileri gibi, en genel buyrukların ötesine geçemez. Örneğin Hristiyan dini, medeni ödevlerin büyük bir kısmı için sadece "Yöneticilere itaat edin, çünkü her otorite Tanrı'dandır" vb. genel bir buyruğa sahiptir. Bu temele dayanan bir inanç (tro), yasanın akla uygunluğunun idrak edildiği bir kavrayışa (insigt) doğru evrilmelidir. Çünkü bu genel haliyle ele alındığında, söz konusu ilke en akıl dışı nizamları bile meşrulaştırabilir; öyle ki, anlık olarak yönetimi ele geçiren herhangi bir siyasi parti, muzaffer bir asi lider veya yabancı bir işgalci bile kolayca "Tanrı tarafından gönderilmiş bir otorite" haline gelebilir
Felsefe
Johan Vilhelm Snellman
Eğer insanın ancak rasyonel (akla uygun) olduğu ölçüde özgür olduğu ve aklın da bireyin anlık hevesi veya kaprisi olmayıp, evrensel olarak geçerli olması gerektiği kabul edilirse; insanın, evrensel olarak geçerli olanı yaptığında aslında kendi gerçek özgürlüğünü gerçekleştirdiği de anlaşılır. Ve yasa, kendi içsel gücüyle, evrensel olarak geçerli olan şey olduğunu pozitif olarak kanıtlar. Bu yüzden yasa, gerçek ve rasyonel özgürlüğe değil, yalnızca bireysel keyfiyete (godtycket) pranga vurur. Dolayısıyla insanın medeni toplumda, tıpkı ailede ve genel olarak devlette olduğu gibi, feda etmesi gereken şey özgürlüğü değil, kendi keyfiyetidir.
Felsefe