Her gün raflara yeni yeni kitaplar geliyor, bunların bazıları hakettikleri ilgiyi görüyor, bazıları iyi bir reklam kampanyası ile haketmedikleri yerlere geliyor. Bazı kitaplarda maalesef çok güzel olsa da sessiz sedasız ön raflardan arka bölümlere taşınıyor. Pazarlama metotları öyle güzel yöntemler uyguluyor ki çok satanlar diye bir liste var ve bir çok okur ben de dahil ilk işimiz oralara bakmak oluyor. Dolayısı ile belki de çok seveceğimiz bir çok roman gelip gidiyor. 1000k gibi kitapsever siteleri veya instagram yada twitter da bu konuda yazan çizenler olmasa belkide hiç elinize almayacağınız bir romanla karşılaşıyorsunuz ve o da sizi alıyor götürüyor. 1937 yılında başlayan bir öykü, fonda Viyana manzaraları, Hitler’in güçlendiği dönemler, bir çok katmanı ile karşınıza sıcacık bir roman çıkıyor. On yedi yaşındaki Franz’ın ilk deneyimleri, ilk heyecanları, ilk aşkları derken karşınıza çıkan yaşlı Freud ile roman daha da taçlanıyor. Özellikle Franz ve Freud’un geçtiği bölümler en keyif aldığım bölümlerdi. Hitlerin yükseliş dönemindeki Avusturya ise bana biraz tanıdık geldi. Sonuç olarak raflarda hemen karşınıza çıkmasa bile bulacağınız bu kitap size çok şeyler katacak. Bundan sonra bir avcı gibi çok satan romanlar değil de çok satması gereken romanların peşinde olacağım ve bu tarz tavsiyelere de açığım. Altını çizdiğim bazı alıntıları burada paylaşıyorum…..
- Kadınlara giden kayalık yollarda en iyilerimiz bile telef olur.
- Franz kıza memleketinden, mevsime göre renk değiştiren gölden bahsetti: Baharda koyu yeşildi, yazın gümüşi, baharda koyu mavi, kışın ise şeytanın yüreği gibi siyah. Ayrıca dışkıları büyük ineklerden söz etti. Bu dışkılar öyle büyüktü ki, küçük bir çocuk dizlerine kadar içine gömülebilirdi.
- Şu yaşlılık ne berbat bir şey diye düşündü Franz,