Bu adamın hayat felsefesiydi. Özür ucuz olmamalıydı. Her yere saçılmamalıydı. Değeri olmalıydı. Bir özür dilemek; bir pişmanlık, bir farkındalık, bir telafi isteği taşımalıydı.
Tenere ağacının hikâyesini biliyor musun?
Çölün tam ortasında tek başına duran bir ağaçtı. Düşünsene...koskoca bir coğrafyada yalnızsın ama yine de yol gösteriyorsun. Oradan geçenler onun sayesinde yönünü bulurdu. Çölde tek başına duruyor ama o tek başınalık bir eksiklik değilmiş gibi...bir işaretmiş, bir nefesmiş.
Ve sonra bir gün...sarhoş bir sürücü çıkageliyor ve çarparak öldürüyor o ağacı. Çölde tek başına duran ve insanlara yol gösteren bir ağaçsın...ve seni bulup öldüren şey, yolunu kaybetmiş bir insan oluyor.
Oysa yalnızlık onun için bir ıssızlık değil; zihnini toparladığı, iç sesini duyduğu, kendine iyi gelen bir iç bahçe gibiydi. Kimsenin giremediği ama kendisini büyüttüğü bir alan...
Seninle ilgili her şeyi, senin bilmediklerini bile bilen biri. Yalnızca sana bakarak, tek bir bakışta en derin sırlarını görebilen biri. Ağzından çıkacak şeyi ya da çıkmasını istemediklerini senden önce söyleyebilen biri.