“Kral Midas da bunun aynısını yaptı; Çünkü gördüğü bir rüyayla ruhsal sıkıntıya ve bunalıma girmişti. Bir düş uğruna hayatı terk etmek, hayatına bir düş kadar değer vermektir.”
"Herkes kendi işini yapsın, yeter. Benim gözümde bilmediğini açıkça söyleyen insan, bilmediğini biliyormuş gibi görünen ve her şeyi ağzına yüzüne bulaştıran ikiyüzlüden daha değerlidir."
"Dünyanın halleri!" diye düşündüm ertesi gün, Neva Caddesi boyunca yürürken, şu iki küçük olay aklıma gelince. "Nasıl da tuhaf, nasıl da anlaşılmaz oyunlar oynuyor alınyazımız bize! Acaba arzuladığımız bir şeye hiç kavuştuğumuz olmuş mudur... kavuşmak için var gücümüzü harcadığımız bir şeyi elde etmişliğimiz? Galiba bunun tam tersi oluyor hayatta.Kimi, gösterişli atların çektiği şık bir araba için yanıp tutuşur ve yanından hızla geçen arabaların ardından özlemle dilini şaklatırken, kiminin şahane atlar koşulu göz alıcı bir arabası oluyor, ama o neye sahip olduğunun bile farkında olmadan biniyor arabasına.Kiminde şahane aşçı, ama iki minik lokmadan başka bir şeyin giremeyeceği yüzük kadar bir ağız olurken, kiminin hangar gibi ağzı oluyor, ama onda da yiyecek kuru ekmekten başka ara ki bir şey bulasın!
"Yine de son derece mantıksız bir soruyu kendime her zaman sormuşumdur ve hâlâ da soruyorum: "Tüm bu koşuşturup duranlar ve her şey kim bilir belki de birinin düşü ve burada bir tek gerçek insan ve gerçek davranış yok? Birileri rastlantı sonucu uyanacak ve her şey bir anda yok olacak."