Son yeniçeri’nin finalinde Arif Ağa’nın oğlu Sabit’i vaka-i hayriye olaylarından zor kurtarmış halde bırakmıştım
Sabit ve yeniçeri arkadaşları birsüre Anadolu’da yaşamaya çalışırlar.Kendisi evlenmeme yemini etmiş bir yeniçeri olmasına ragmen yanında bir erkek çocuk olduğu halde gizli saklı İstanbul’a geri döner.Ve ali arif’in kendi oğlu olduğunu ilan eder(burada tuhaf bir tesadüf var ama anlatamayacağım )
Bu minik ,babası ve dedesinin aksine yeni çeri değil memur olur .Yani kalem efendisi .
Yaşamını sürdürmek için adını ve ailesi ile birlikte evini değiştiren Ali Arif’in babası Sabit Ağa komşusu olan Molla ile dost ,aileleri de aile olur.(burada yazarın alevi -sunni dostluğunun altını biraz fazla çizdiğini düşünüyorum.çocukları birbiri ile evleniyor mesela)İşte bu mollanın oğlu Şevki ile kardeş gibi büyürler .Şevki asker,Ali arif bürokrat.iki dost ,iki zıt karakterin dilinden XIX.yüzyıl osmanlının sorunlu zamanlarının başladığı ,borçların alındığı vs zorlu zamanlara tanık oluyoruz.
İlk kitaptaki başrollerin bu kitapta ölmesi ,aslında Osmanlının geleneksel yapısının ölmesi ile paralelleştirilmiş gibi .
İşk kitapta karakterler detaylı bir şekilde tanıtılıp olaylar ikinci planda kalırken ;ikinci kitapta karakterlerin tüm yaşam öykülerine hakim olamadık gibi .olaylar ilk plandaydı bu kez .gerçi dönem çok karışık yazar ne yapsın
Bunaltmayan,zorlamayan akıcı ve keyifli bir okuma lazımsa tavsiye ediyorum
Yeniçeri ocağında bölük komutanı olan Arif Ağa gittiği bir seferden esir aldığı Rus asıllı Petru’yu ,Sabit isimli oğlunun doğum haberini almasını işaret kabul ederek evine getirir.Petru yıllar içerisinde tamamen kendi isteği ile hem “devşirilerek” müslümanlığı seçer ve Sarı Abdullah alır hem de Arif ağa’nın kızı ile evlenerek aileye katılır ve çok sevilir.Kitabın büyük kısmını Sarı Ağa’nın anlatımı ile dinliyoruz.
Bu kalabalık yeniçeri ailesinin günlük yaşamlarına,hayat tarzlarına,Bektaşi geleneğinin ve dervişlerinin yeniçeri ocağı ve yeniçeri aileleri arasındaki yansımasına tanık olurken ;bir yandan da III.Selim ‘in iktidarına denk gelen zamanlarda yeniçeri ocağının yozlaşmaya başlamasına; II.Mahmud’un (iki padişah arasında IV.mustafa var ama sadece 1 yıl iktidarda olduğu için onu pek sallamıyoruz şuan) yüzünü iyice Bektaşi geleneğini kötüleyen ulemaya dönerek ve bence yeniçeri korkusu ile alternatif ordu arayışları ile Nizam-ı Cedid’i ilan etmesi ile çarşı iyice karışıyor.Ve bu karışıklığın sonu büyük bir kıyımla biten Vaka-i Hayriye ‘ye varıyor.
Arif Ağa’nın oğlu Sabit’te bir yeniçeri olur ve mesleğinin olgun dönemine denk gelen vaka-i hayriye olayları sırasında yaşanan büyük yeniçeri kıyımından sağ çıkmayı başarır.
İşte tüm bu dönemlerin anlatıldığı son derece akıcı ve etkileyici bir roman ve bir üçlemenin de ilk kitabı .Tüm karakterleri çok özel buldum.Gerçekten tanışmışcasına net anlatılmış hepsi .
Yazar birkaç röportajında”olayları kendi bakış açıma uygun yorumladım”diyor olsa da ,hemen önceki okumam olan Turna’nın Kalbi ile paralel değerlendirdiğimde bana gerçekçi geldi .
Roman şu müthiş atasözü ile başlıyor :
“EFENDİNİN KADERİ KÖLESİNİN ALNINDA YAZILIDIR”
Kesinlikle tavsiye ederim .Çok leziz bir okumaydı.
TURNANIN KALBi
Reha çamuroğlu’nun “Son Yeniçeri “ile başlayan “kalem Efendisi”ile devam eden üçlemesinin son kitabı
Aralık 2024 te çıkınca eşim bey hemen alıp okudu .Kendisi yazarın benden büyük hayranıdır.
Ben henüz 2.yi okumadığım için haydi dedim en baştan alalım .Son yeniçeri’ye başladığımda ;tarihe; zaman zaman bana duyduğu ilgiden bile daha çok ilgi duyan eşim bey () bir kahraman edasıyla koşa koşa “Turna’nın kalbi”ni tutuşturdu elime ,önce bunu oku diye.Bu tarz araştırma kitaplarına çok bayılmasam da ne olacaksa olsun deyip önce “Turna’nın kalbi”ni okudum .kesinlikle pişman değilim .
Öncelikle son derece derli toplu yazılmış,sade ,anlaşılır,örneklerle harika tablolar ve çizimlerle bezenmiş çok çok düzgün ve aydınlatıcı bir araştırma kitabı olduğunu belirtmek isterim .
Beni yeniçeriler deyince osmanlı ordusunun tamamına yeniçeriler dendiği yanılgımdan kurtardı mesela.yeniçeriler ordunun sadece bir kısmıymış hatta küçük bir kısmı .Bu kadar büyük bir organizasyon olmasına çok saşırdım.
Elbette asıl değinilmesi gereken ;Bektaşiliğin osmanlı ordusundaki etkisi ve gücü .
şöyle bir alıntı paylaşmak isterim :
”yeniçerilerin bağlı olduğu bektaşiliğin tarihi başlangıcından sonuna kadar osmanlı tarihiyle içiçe geçmiştir.2.Mahmud’un tüm çabalarına,ulemanın tüm gayretlerine rağmen kökleri derinlere dayanan bu düşünce sistematiğinin tamamen yok edilemediği anlaşılıyor.öyle ki günümüzde ironik bir şekilde bu padişahın türbesi ,eski divanyolu’nun ,tam da kökünü kazımaya ahdettiği yeniçerilerin adını taşıyan Yeniçeriler caddesi kısmındadır.bu durum basit bir tesadüf olmanın ötesinde toplumsal dinamiklere ait ipuçları saklıyor gibi”
Karşılaştırmalı incelemeler de okuması çok keyifli bölümlerdi.mesela ölüm ve samuraylar ,ölüm ve şovalyeler,ölüm ve yeniçeriler gibi