İnsan yaşlanır; içinde o derin zayıflık hissini, kayıtsızlığı, rahatsızlığı hisseder, bütün bunlar ilerleyen yaşla gelir; böyle hissedince de sadece hasta olduğunu düşünür, bu can sıkıcı durumun belli bir nedeni olduğunu düşünerek korkularını bastırır ve hastalıktan kurtulduğu gibi bu durumdan da kurtulmayı ümit eder. Boş düşünceler !
Kendimize ait olduğumuzu düşünmek mutluluk ya da rahatlık sebebi olabilir mi? Genç olanlar ve refah içinde yaşayanlar böyle düşünebilirler. Böyleleri her şeye sahip olmanın yüce bir şey olduğunu düşünebilirler; çünkü kimseye bağımlı olmamayı, görünmeyen hiç bir şeyi düşünmek zorunda olmamayı, sürekli bir şeyleri kabul etmenin sıkıcılığından, sürekli dua etmekten ve başkalarının iradelerini etkileyişlerinin sorumluluğundan muaf olmayı kendi tarzları sayarlar. Ancak zaman geçtikçe onlar da bütün insanlar gibi, bağımsızlığın insanlara özgü bir şey olmadığını , bunun doğal bir durum olmadığını, bir süre idare edebileceğini, ama bizi güven içinde sona taşıyamayacağını anlarlar…”
“Sahip olduğumuz şeyler bize ne kadar aitse, biz de kendimize o kadar aitiz. Kendimizi biz yaratmadık, kendimizden üstün olamayız. Bizler kendilerimizin efendileri değiliz. Biz Tanrı’ya aitiz. Öyleyse meseleye kendi mutluluğumuzun penceresinden bakamaz mıyız?