Veronika, Ljubljana’da bu güzel akşamüstünde, meydanda Bolivyalı müzisyenler çalarken, genç bir adam penceresinin önünden geçerken ölmeye karar vermişti ve gözlerinin gördüğü, kulaklarının işittiği şeyler onu mutlu ediyordu. Bunları bir otuz, kırk ya da elli yıl daha görmeye devam etmeyeceğini bildiğinden daha da mutluydu çünkü o zaman bütün orjinallikleri kaybolacak ve her şeyin tekrarlandığı her günün bir öncekine ve sonrakine benzediği bir yaşam trajedisine dönüşeceklerdi…
Bizler hastalıklarımız ve anlayışlarımızla, şartlanmışlıklarımızı oluşturmuş olup da aslında “kaderimizin kurbanı” olduğumuzu düşünürken asıl “kaderimizin bizim kurbanımız” olduğunu hiç düşünmemişizdir…