İstanbul, aşkı en iyi bilen şehirdir, kıyamete kadar ömür biçilmiş bir şehirken cengâver bir fani padişaha gönlünü kaptırmak nedir, hiçbiriniz bilemezsiniz!
İstanbul, âşıkları bir annenin çocuklarını beslediği gibi besler, nöbet bekler onların başında, çünkü âşıklar ona en önemli vasiyetidir sevgilisinin!
Uyandı İstanbul azılı bir Ekim sabahı çığlıklar atarak! İstanbul böyle büyük bir karmaşayla uyanırken ben her zamankinden çok daha suskundum; uyuşturucu gibi bir hasret olanca hızıyla devam ederken tüm hücrelerimi ele geçirmeye, uzandım kumdan yataklara, ellerimde kan kokan bir sevda
susamışlığı ile...
Kim dinlese duyardı elbette İstanbul’un Boğaz’ın kenarlarından durmadan fısıldadığı masalları,
rüzgârla düet yaparak söylediği şarkıları yalnızca duymak isteyenler duyardı.
Konuşkan bir suskunluktu onunki de; anlaşılabilse, kuşkusuz, anlayana tüm evrenin sırrını anlatırdı.
Uyandı İstanbul azılı bir Ekim sabahı çığlıklar atarak! Kim bilir kaç cinayet işlenirdi her Ekim İstanbul’un karanlık ve korkak arka sokaklarında, Ekim İstanbul’un en belalı ayıdır çünkü; öylesine zordur İstanbul’un arka sokaklarında Ekim’in orta yerinde yalnız kalmak, uykusuz kalmak, aşksız
kalmak... Şizofreniye direnmek öylesine zordur!
İstanbul: Sevda İmparatorluğu'nun başkenti... Kim bilir kaç yazara ve kaç şaire yardım ve yataklık etmişti yüzyıllar boyunca. Kim bilir kaç deli divane âşığı bir annenin yavrusunu sakladığı gibi saklamıştı. İstanbul, kaç sevgi katliamına tanık olduğunu kendisi bile unutmuştu ve kim bilir daha
kaç karşılıksız aşk görecekti... Uzun geceler boyunca daha kim bilir kaç âşığa şizofreniyi öğretecekti!